Neden ağızda bakla ıslanmaz?
Sır saklamanın 4 mekanizması
Bence bu konunun çok da büyük bir girizgaha ihtiyacı yok. İstatistiğe baktığımızda da insanların yüzde doksan yedisinin en az bir sırrı olduğunu, ortalamada bir insanın on üç sırra sahip olduğunu, bunlardan beşini ise kimseye hiç söylemediklerini görüyoruz. Çok da çarpıcı veriler değil. Nihayetinde hepimizin sırları var.
Sır dedim ama farklı farklı sırlar var. Bazıları bize ait, bazıları başkalarına. Kimi sırları kendimize dahi söylemeye çekinirken kimisini de alakasız ortamlarda ağzımızdan kaçırıveriyoruz. Bazı sevdiklerimizin sırları ise bizimle uzun süredir beraberler ve mezara kadar da gidecekler. Psikolojik olarak da baktığımızda önemli ve gizli bilgilerin paylaşılması sosyal bağları güçlendiren ve hatta yeni arkadaşlıkların kurulmasını sağlayabilen önemli bir olay. Ne var ki psikolojik avantajlarının yanında bazı dezavantajları da var.
Öyle ya da böyle, sır saklamak yalnız bir iş. Bu saklamayı doğası gereği yalnız bir yerde, zihnimizin içinde yapıyoruz. Biz insanlar da yalnızlıkla başa çıkabilmemizle ünlü canlılar değiliz. Haliyle bazen bu yalnız yere bazı güvendiğimiz insanları davet ederiz ve orada bizimle bulunmalarının verdiği konforun tadını çıkarırız. Ama bazen de yanlış yerde, yanlış zamanda ve yanlış kişilerin yanında es kaza ağzımızdan bazı kelimeler çıkıverir ve o yalnız yer bir anda herkesin halay çektiği düğün salonuna döner. Evet, düğün bittiğinde herkes evine gider, sabahına dedikodusunu yapar ve hayatına devam eder ama biz pişmanlığımızla dımdızlak kalırız. (Tabii ki bazen de kendimizin ya da bizi sırrı verenin güvenine ihanet etmenin istenmeyen sonuçları olabilir).
Bugün amacım sırlara karşı gelmek ya da tamamen desteklemek değil. Sır kavramı konudan konuya, insandan insana, durumdan duruma, sırrın ne olduğuna da bağlı olarak çok değişkenlik gösterir. Bu minvalde yapacağım herhangi bir genelleme de büyük bir kavanozun kapağını pet şişenin kapağı ile kapatmaya çalışmak gibi olur. O yüzden bugün sadece sır saklamanın ardındaki mekanizmaların bazılarını bilimin ışığında incelemek, bazı içgörüleri sizinle paylaşmak istiyorum.
1- Sır saklamak bir eylem değil; bir niyettir.
Bir sırrı saklarken sürekli o sırrı saklama eylemini gerçekleştirmeyiz. Aynı bir gözlüğü de taktıktan sonra gün içinde sürekli takma eylemini tekrarlamadığımız gibi. Gözlük genelde taktığımız gibi durur. Biz sadece gözlüğümüzü düşürmemeye niyet edebiliriz ve gözlüğümüzün düşmesinin muhtemel olduğunu durumlarda düşürmemeye gayret edecek davranışlar sergileyebiliriz. Aynı şekilde sırrı saklamamız gereken bir durum oraya çıktığında, ifşa etme eylemini gerçekleştirmemeye yönelik bir niyet gösteririz. Bu niyet de her durumda sürekli akla gelmeyebilir, bir zayıflık anında sırrın ifşasına yol açabilir. Tabii ki size söylenen şeyleri birkaç saniye içerisinde unutan o insanlardansanız durum başka, onlar gerçek sır küpleri.
2- Sır tutmak zihni yorar, özellikle de bu sır bir arkadaşımıza aitse.
Evet bazen sırlarımızı paylaşmak arkadaşlığımızı pekiştirir, yeni arkadaşlık kurmamızı sağlayabilir. Hatta sır dinamiğinin topluma yararları ve zararları da araştırmalar tarafından az çok ortaya konmuş. Yine de bizimle sırlarını paylaşan bir arkadaşımızın güvenine saygı göstermek zihnimizi bir satranç oynuyormuşuz gibi yorabilir. Özellikle bu arkadaşımız ile ortak sosyal çevrelerimiz varsa. Hatta başka bir araştırmaya göre arkadaşımızın sırrını korumak adına her dediğimize dikkat etmeye ayırdığımız o dikkat, sosyal bir buluşmadan alacağımız keyfi azaltabilir. Durum buyken de özellikle yorgun olduğumuz bazı zamanlarda ağzımızdan yanlışlıkla bazı bilgileri kaçırabiliyoruz.
3- Sırlar pembe filler gibilerdir. Şimdi pembe bir fili düşünmemeye çalışın.
Hatta şimdi de beyaz bir ayı düşünmemeye çalışın. Bir saniye bile aklınızdan geçirmeden cümleyi tamamlayabildiniz mi? İronik düşünme kuramı (ya da pembe fil/beyaz ayı deneyi) bu imgenin aklımızdan geçmemesinin imkansıza yakın olduğunu söylüyor. Bu kurama göre ne zaman bir şeyi düşünmemeye çalışsak ya da bir hissi hissetmekten kaçsak, o şeyi daha fazla düşünürken ya da o hissi daha yoğun yaşarken buluyoruz kendimizi. Neden? Çünkü bir şeyi düşünmemek için, paradoksal olarak önce neyi düşünmeyeceğimizi düşünmemiz gerekir. Sırlar da böyledir. Ne kadar kendimizi düşünmemeye zorlarsak o kadar dilimizin ucuna gelme ihtimalini artırırız.
4- Tekrarlayan düşünce + yüksek uyarılma = ağızdan kaçan bakla.
Yine araştırmalara göre sırları genelde iki durum içerisinde düşünürüz: sosyal ortamlarda ve yalnızken. Sosyal ortamlarda sır tutmanın yorucu olmasından ve ortamdan alınacak keyfi azalttığından bahsettim ama bazen de sırlarımızı yalnızken düşünürüz: Araba sürerken, duş alırken ya da kahve içerken ansızın… Özellikle de sırlarımızın duygusal yükü fazlaysa bu kendi başımıza düşünmeyi daha fazla yapar, bir nevi o sırrı aklımıza sürekli getirmeyi pratik etmiş oluruz. Bu bir kenarda dursun.
Bazen de sosyal durumlarda uyarılırız. Bu uyarılmayı da uyanıklık, tetikte olma ve enerji seviyesiyle ilgili genel bir aktivasyon hali olarak da tanımlayabiliriz. Bazen fazla kahve içeriz, bazen cinsel olarak uyarılırız, bazen yeni öğrendiğimiz sır hakkında fazla heyecanlı oluruz, bazen de ortamda muhabbet o kadar iyidir ki kendimizi heyecanla konuşurken buluruz. Anlayacağınız uyarılmanın bin bir farklı yolu var. Nörobilimsel araştırmalara göre de uyarıldığımızda kendimize davranışlarımızı baskılamamız zorlaşır.
Sonuç olarak aklımızdan ara ara geçen ve üstüne düşündüğümüz bir sırrımız varken üstüne bir de uyarıldığımız bir ana denk gelirsek sırlarımızı ifşa etme ihtimalimiz otomatikman artıyor. Misal hem sırrımızı boş zamanda düşünerek onu aklımıza getirmeyi alışkanlık edinmişiz, kendimize kimseye söylememeyi defalarca tembih etmişiz. Üstüne de günün dördüncü kahvesini yudumladığımız ortamda muhabbet akıyor. Sonuç? Muhtemelen sonrasına “Ah be!” dedirtecek birtakım baklaların ağzımızdan kaçıvermesi.
Peki bununla ilgili ne yapabiliriz?
Bu yazımda böyle felaket tellalı gibi sürekli neden hatalar yaptığımızı açıklayıp durmuşum gibi oldu ama doğrudan bir çözüm sunmamamın bazı sebepleri var. Biraz literatürü araştırdığımda bazı çözümler sunan makaleler görmedim değil. Mesela bir deneyde sırları afişe etmemek amacıyla insanlara sorulardan kaçınma sanatını öğretmişler. Politikaya Giriş 101 dersi gibi. Bir diğer makalede bizim ya da arkadaşlarımızın bazı sırlarını hiç alakası olmayan, bizimle aynı şehirde bile yaşamayan insanlara anlatmanın rahatlatabileceğine deyinmişler. Bir başka makalede ise kime sırlarımızı afişe edeceğimize dikkat etmemiz gerektiğini söyleyip bazı davranışlara sahip olan insanların yanında susmamız gerektiğini göstermişler. Hatta bu “güvenilmez” insanları nasıl tespit edebileceğimizi bile listelemişler, aynı “Çevremizdeki narsistik insanları nasıl anlarız?” konulu kırk beş saniyelik Instagram gönderilerindeki gibi.
Tamam, bu makaleler anlatsınlar bize kimin güvenilir kimin güvenilir olmadığını ama kendi hayatımızda buna nasıl karar vereceğiz? Evet herkesin birtakım tecrübeleri, hataları ve hatalarından çıkardığı dersleri var ama bu dersler kişiden kişiye, durumdan duruma çok değişiklik gösteriyor. Sır diyoruz ama nasıl bir sır? Söylememiz bize ya da başkalarına zarar verebilir mi? İşin hukukuna ve etiğine hiç girmiyorum. Misal insanların yanında özelinizi fazla paylaşmaktan şikayetçiyseniz, bu yazımda verebileceğim bazı öneriler (fazla heyecanlıyken çok konuşmamak, buluşmalarda kahve gibi uyarıcı maddeleri tüketmemek vb.) altta yatan bir probleme en fazla yara bandı olabilir. Belki de bir süredir yalnızsınız ve tekrar sosyalleşmeye başladığınızda uyum sağlamanız zaman alacak. Belki bambaşka travmalarınız, inançlarınız ve düşünceleriniz kendilerini bu “fazla paylaşım” aracılığı ile tezahür ediyor.
Psikolojiden bir ders çıkardıysam o da herkese uyan, tek tip bir çözümün olmadığı. Yine de bu düşünce bazı sırların ne kadar ağır olabileceği gerçeğini değiştirmiyor. Bazı gömülmüş acıların ve travmaların varlığını inkar etmiyor. O yüzden de başkalarına açıklayamadığınız ve sizi negatif etkileyen bir probleminiz olduğunu düşünüyorsanız yasalara uygun eğitimini almış bir uzmana danışmanızı tavsiye ederim. Böylece kendi eşsiz hayatınızın eşsiz durumlarını bir uzman ile güvenli bir alanda değerlendirebilir, yükünüzü bir nebze olsun azaltabilirsiniz.
Saygılarımla,
Buğra

