Çok konuşan az yapar.
Epiktetos ve nöropsikoloji
İki hafta önce sır saklamanın neden zor olduğunu nöropsikoloji araştırmaları ile açıklamaya çalışmıştım. Bu hafta bu konuya daha farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum: hayallerimizin ya da planlarımızın hakkında konuşmanın bize verdiği zarar. Geçtiğimiz haftalarda özgürlük ve mutluluk üzerine alıntılarını paylaştığım; düşüncelerinin yapıtaşlarını Stoa felsefesinin inşasında bilfiil kullanmış olan Epiktetos’un bu konuda bir dersi var:
Önem verdiğiniz konuları, sizin için önemli olmayan insanlarla rastgele paylaşmamaya özen gösterin. Aksi takdirde işleriniz değerini yitirir. Bunu yaptığınızda, kendi amaçlarınızı baltalamış olursunuz. Bu durum, özellikle bir işe yeni başladığınız dönemlerde tehlikelidir. Diğer insanlar fikirlerimizle adeta akbabalar gibi ziyafet çekerler. Sizin için en önemli olan şeyleri keyfi bir şekilde yorumlayıp yargılarlar ve çarpıtırlar; bu da kalbinizin kırılmasına neden olur. Fikirlerinizi ve planlarınızı, olumsuz düşünenler ve önemsizleştirenler karşısında sergilemeden önce olgunlaştırın. Çoğu insan, bir fikre tepki verirken onun potansiyel avantajlarını görmek yerine, eksikliklerine saldırmayı tercih eder. Coşkunuzun boşa gitmemesi için kendinizi kontrol etmeyi öğrenin.
Bence Epiktetos burada insanlara karşı biraz karamsar bir tutum sergilemiş. Bu tarz genellemeler akılda kalıcı ve çekici olabilse de gerçek hayatın karmaşası karşısında her zaman geçerliği olmuyorlar. Bazen bir işe kalkışmadan önce bir sevdiğimize fikrimizi anlatmamız bizi gerçekten de büyük bir hatadan kurtarabilir. Bazen fikir fikri doğurur ve ortaya bambaşka bir şey çıkar. Bazen birisi fikrimizi öyle bir yerer ki daha da motive olup aksiyona geçeriz. Bazen de o bizi çok heyecanlandıran fikrimizi adeta yumurtanın hafif çatlamış kabuğundan kafasını titreye titreye çıkartan bir civciv misali birilerine anlatırız ve beklediğimiz tepkiyi alamayınca kafamızı yumurtamıza geri sokuveririz.
Gel gelelim nöropsikolojik araştırmalar Epiktetos’a katılıyor ama beklenmedik bir yerden: Fikirlerimizi konuşarak en çok biz baltalıyoruz. Hatta şaşırtıcı bir şekilde bu başkaları fikrimizi eleştirdiği zaman değil aksine desteklediği zaman daha çok oluyor. Misal bir hayaliniz var. Bu bir iş kurmak olabilir, yeni bir girişim fikri olabilir ya da yıllar sonra üniversite okumak olabilir. Hiç fark etmez. Bu hayalinizi düşünerek heyecanlanıp fikirlerine önem verdiğiniz bazı sevdiklerinize söylediniz. Bir kişi “Emin misin? Şu şu sıkıntı çıkmasın sonra?” gibi bir heves kırıcı yorum yaparken bazıları da dedi ki “Aslında güzel olabilir, sen de seversin bu konuları. Hadi bakalım.” Gerçekten de hadi bakalım. Bir düşünün. Genelde birisi bizi desteklediğinde bir tatminlik hissederiz. Sanki o işi çoktan başarmışız gibi. Bir de aldığımız pozitif geri dönüşe güvenip üstüne üç dört kişiye daha anlattık mı o hayalimiz hayal mezarlığına doğru yolunu yarılamış olur.
Nöropsikolojiye göre ise daha uygulamaya başlamadığımız bir fikir hakkında konuşarak aldığımız o tatminliğin sebebi şu: beynimiz konuşmak ile yapmak arasındaki farkı bilmiyor. Özellikle de bu fikirler bizim sosyal kimliğimiz ile örtüşüyorsa. Diğer bir deyiş ile başkaları bize o hayali gerçekten de yakıştırıyorsa ve destek oluyorsa biz o hayalden çok daha hızlı soğuyoruz. O hayali böyle gözlerimiz parlarken başkalarına anlattıkça beynimiz gerçekten de onu çoktan başarmış bir insan gibi hissediyor. Hele o fikir insanların bizi görmesini istediğimiz halimizle uyuşuyorsa. Beynimiz o hayalin gerçekleşmesi için gerekebilecek olan dört buçuk yılı ve atmamız gereken yüzlerce adımı bir anda es geçip çoktan başarmışız enerjisi veriyor.
Haliyle biz de başkalarına alenen fikirlerimizi anlatırken buluyoruz ve gelen tatminlik hissine kapılıp hayallerimizi kendi ellerimizle öldürüyoruz. Daha başarmak uğruna bir adım bile atmadığımız hayallerimizin hakkında konuştukça bir o kadar gelecekteki başarılarımızdan kendimizi alıkoyuyoruz. Çalışmaktan kaçıyoruz. Yalnız başımıza oturup sessizce çalıştığımız evreden kaçıyoruz. O zaman da soru şu oluyor: Birisi olmuş olmak mı istiyoruz bir şey yapmak mı? Zorlukların üstesinden gelmiş ideal halimizin taklidini mi yapmak istiyoruz yoksa gerçekten zor işleri başarmak mı?
Saygılarımla,
Buğra

