Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak- III
Dijital halet-i ruhiyemizi iyileştirmenin dört yolu
Bu yazı serisinin ilk yazısında dijital yaşamın içinde hapsolmamızın bazı nörolojik ve psikolojik sebeplerinden bahsedip devam yazısında ise dijital yaşamın yaralarından ve zararlarından bahsetmiştim. Bu ve önümüzdeki hafta ise teorilere ve kuru bilgilere biraz mola vererek dijital yaşamda dijital halet-i ruhiyemizi iyileştirmek ya da dengelemek üzere elle tutulur bazı taktikler paylaşarak bu seriyi noktalandırmak istiyorum. Dijital Minimalizm kitabından esinlenerek kendime göre uyarladığım ve bilimsel olarak geçerli olduğunu gördüğüm bu yöntemler, topyekûn teknolojiyi bırakıp Nokia 6300 model telefona geçmeyi önermekten ziyade halihazırda harcadığımız (ve harcayacağımız) dijital zamanı az da olsa azaltmak ve kalitelendirmek üzerine olacak. Aynı zamanda teknolojinin bizi kontrol ettiği bir dünyadan çıkarak telefon, sosyal medya vb. teknolojileri hayatımızı kolaylaştırmak ve amaçlarımıza yaklaşmak için bir araç olarak — aslında hayata gelme gayeleri doğrultusunda — kullanmak üzerine olacak.
1- Mühim olmayan uygulamaların bildirimlerinin kapatılması
Belki de ekran süresini azaltmak deyince akla ilk gelen yollardan biri bildirimleri kapatmak; keza en etkili yollardan birisi gerçekten de bu. Bu serinin ilk yazısında da bahsettiğim gibi insanoğlu ilk zamanlarından beri görsel, işitsel vb. bildirimlere hayatta kalmak için muhtaç. Dut toplarken ağacın altında gördüğümüz bir kan — kırmızı bir görsel bildirim — yakınlardaki bir avcının varlığına işaret ediyor olabilir. Sosyal medyada paylaştığımız bir gönderi hakkında gelen her bildirim ise sosyal onay değeri taşıdığı için ekstra dikkatimizi çekebilir.
Bu tarz sebepleri bir kenara bırakırsam bu bildirimlerin aslında amacı hayatımızı kolaylaştırmak olmalıyken sepetimizdeki ürünün stoğunun yenilendiğini söyleyen o tatlı Zara bildirimlerinin faturası cüzdanımıza kesiliyor. Bize bir merhaba dememiş tanıdıklarımızın ne yaptığını haber eden bir bildirim kendisini “Reels” izlemeye harcanan bir buçuk saate bırakıyor. Aslında gün içerisinde onlarca insan rastgele zamanlarda bizi sırtımızdan dürtse delirmenin eşiğine geliriz ama kütüphanede tam ders çalışırken gelen ve çoğu zaman anlamsız olan o bildirim yağmurlarında ıslanmak bize pek koymuyor, bu yağmur beyin nezlesi ise sonuçlansa bile.
Cal Newport’un Dijital Minimalizm kitabında bahsettiği gibi, iş, güç, aile ya da hayatımızın devamlılığı için zaruri uygulamaların zaruri bildirimleri dışındaki bildirimleri kapatmak hayatımızın hemen her yerinde sağladığı faydalarla kendisini amorti ediyor. Araştırmalara göre de bildirimlerin yokluğunun verdiği o sessizlikte daha az stres oluyoruz, işimize daha iyi odaklanıyoruz.
2- Bildirimlerin özetlenmesi
Bazı bildirimler diğerlerinin aksine gerçekten de önemli. Hasta bir yakınımız varsa geceleri telefonumuzu kapatma lüksümüz olmayabilir. Tatildeysek tatile çıktığımız arkadaşlarımızdan gelebilecek arama bildirimlerimizi kapatmak öncelikle (dostane) bir aşağılanmaya, sonralıkla verimsiz bir tatile sebebiyet verebilir. Ancak Newport’un önerdiği, benim de günlük hayatımda sıkça kullandığım bir akıllı telefon özelliği var: Bildirimlerin özetlenmesi.
En basitinden iş için kullandığımız e-posta bildirimlerini kapatma lüksümüz olmayabilir ancak her gelen e-postaya önemli olabilir diye göz atarken de verim düşebiliyor. Newport’un önerisi üzerine ben de böyle bir durumdayken e-posta bildirimlerimi günün sadece belli saatlerinde gelmesi için programladım: 09:00, 11:30, 14:00, 16:00. Sabahları işe ya da güne hazır olduğumda bir gün öncesinden kaçırdığım ve önemli olabilecek e-postalara göz atıyorken 11:30’da öğle tatilinden önce ne olur ne olmaz diye tekrar bakıyorum. Öğleden sonraları ise yine başka yazışmalar gerektirecek bir e-posta gelme ihtimaline karşılık 2 saat aralıkla tekrar bakıyorum. En son günü kapatırken de son kez bakıp yapılacakları düzenleyip günü bitiriyorum. Bu saatlerin arasında ise önümdeki işe ya da toplantıya derin bir şekilde odaklanıp daha hızlı işlerimi bitirebiliyorum. (Ya da bazen bir işin ortasında sıkıldığım için e-postamı altmış yedi defa kontrol ediyorum ama ortalamada kârdayımdır diye düşünüyor, daha doğrusu umut ediyorum.)
Tabii ki bu benim hayatım için niş bir çözüm ancak bunu birçok şekilde kullanabilirsiniz. Geri kalmak istemediğiniz gündemin (haber) bildirimlerini sadece akşamları belli bir saatte alırken önemli bildirimleri anlık olarak almaya devam edebilirsiniz. Bu da nihayetinde küçük bir bildirim için telefona elinizi verip kolunuzu kaptırmanıza mâni olabilir.
3- Mat ekran koruyucu kullanmak
Birkaç sene önce yanımda kitap taşımaya üşendiğim için telefonumdan kitap okumaya başladım. O sıralarda da telefonumu düşürdüm, kırılan ekran koruyucuyu mat bir ekran koruyucu ile değiştirdim çünkü Akdeniz bölgesinde yaşadığım için ekranın yansıma yapmasından rahatsız olmuştum. Gel gelelim bu mat ekran koruyucu sadece okuma deneyimimi iyileştirmekle kalmadı, kendimi ekrana daha az bakarken bulmama vesile oldu. Sonrasında bu olayın psikolojisini merak edip araştırma yaparken Hayat, telefonun parlak olmadığında daha mı parlak? isimli bir makaleye denk geldim. Bu araştırmada insanların telefonlarının renk ayarını kapatıp ekranlarını gri filtre ile kullandıklarında iki hafta içerisinde ekran sürelerinin ortalama yirmi ila elli dakika azaldığını, stres seviyelerinin düştüğünü ve dijital refahlarının arttığını gözlemlemişler.
Evrimsel psikoloji gözüyle baktığımızda da insanların parlak renklere çekildiğini görüyoruz, çünkü avcılık ve toplayıcılık dönemimizde çilek gibi meyvelerin rengini ayırt etmek hayatta kalmak demekti. Günümüzde ise teknoloji şirketlerinin bu eğilimimizden istifade ederek kâr ettikleri bir gerçek [1]. Şimdi burada kişisel gelişim ile kişisel takıntı arasındaki ince çizgiyi hatırlatmak isterim keza telefonu gri filtrede kullanmak günümüz dünyasında başka bir tür irade, bir hırs ister. Bu da bir alışkanlığın azaltılması konusunda sürdürülebilir bir çözüm olmaz. O yüzden yansımayı engelleyen, ekrandaki her şeyin parlaklığını bir nebze olsun azaltan mat ekran koruyucuları da güzel bir çözüm olabilir. Ayrıca telefonunuza indirdiğiniz epub ya da pdf formatındaki kitapları da parmak izlerinden arınmış bir şekilde daha güzel okumanızı sağlayabilir.
4- Suçlu hissetmeden sosyal medyayı kullanmak
Bunu biliyor muydunuz? Eğer her sabah içtiğiniz kahveyi sıcacık bir fincan yeşil çay ile değiştirirseniz %97 oranında yaşama sevincinizi kaybedersiniz. [Rastgele bir TikTok gönderisi]
Bu yazımda amacım başta da bahsettiğim gibi sosyal medya vb. dikkat ekonomisi teknolojilerini bir düşman olarak görmektense onları amacımız gayesinde kullanmak. Bu amaç zaman zaman hayatı unutup beynimizi komik TikTok gönderileriyle “çürütmek”, arkadaşlarımıza komik gönderiler paylaşmak olsa bile. Sonuçta bazı pazar sabahları güne iki buçuk saat sosyal medyada takılarak başlamak için var. Bazı sabahlar ise günün ilk ışığını karşılamak için yataktan kalkarak penceremizi açtıktan sonra yastığımızın ve Instagram’ın yumuşak kollarına kendimizi tekrar atmamız için var.
Evet, bu zamanların hayatımıza doğrudan bir yararı olmayabilir ama her sabah kişisel gelişim robotu gibi meditasyon yapalım, günlük yazalım, şükredelim, kitap okuyalım veyahut “faydalı” ve “verimli” bir şeyler yapalım dememize gerek yok. Nitekim sürekli bir (kişisel) gelişim amacında olmak daha çok stresli olmamıza ve hayattan alacağımız zevkin %97’sinin buhar olup uçmasına sebep olabilir. Hatta araştırmalara göre yüksek orandaki stresin vücudumuza zararı olduğu kadar stresin bize kötü geleceğine inanıp stresten kaçmak için stres olmanın da zararı var [2].
Cal Newport ise buna basit bir çözüm getiriyor kitabında: uygulamayı kullanacağımız zamanı planlamak. Misal bazı akşamlar ya da öğleden sonraları birkaç saatliğine sosyal medya uygulamalarını indirir, doyasıya kullanıp geri silebiliriz. Bu süre zarfında gelen DM’lere dönüş yapabilir, istediğimiz gönderileri arkadaşlarımızla paylaşabilir, kimin hayatında ne olmuş biraz takip edebilir ve sonrasında uygulamaları silerek haftamıza devam edebiliriz. Zamanla ihtiyaç ve isteklerimize göre planlanan süreleri artırıp azaltabilir, hayatımıza göre adapte edebiliriz.
Burada kilit ifade: Niyet. Harcayacağımız zamanı önceden takvimimizde planlamak ve bu zamanın dışına çıkmadan ve suçlu hissetmeden istediğimiz uygulamaları kullanıp sonra yolumuza devam etmek. Tabii ki kimisi için sosyal medya bir profesyonel araç, kimisi için zaman öldürmeye bir bahane. Bu takvimin gününü, saatini ve şartlarını belirlemek size kalmış. Bu planlamanın avantajı ise bir süre sonra beynimiz; uygulamaları kullandığımız o güne, saate veya konuma koşullanıyor; böylece diğer zamanlarda uygulamaları kullanmak aklımıza eski sıklıkta gelmiyor.
Araçların amacı olmak yerine amaçlara doğru araçlar kullanmak

İstesek de istemesek de dünyanın en iyi mühendislerinin yanı sıra dünyanın en iyi sosyoloji, psikoloji ve nöroloji uzmanlarının da çalıştığı bu teknoloji şirketlerinin amacı bizim dikkatimizi ve zamanımızı almak oldu. Tasarladıkları parlak ekranlar olsun, bu ekranlardaki parlak göstergeler ve bildirimler olsun, bizi bizden daha iyi tanıyan sosyal medya yazılımları ve reklamları olsun, bu şirketler Eski Ahit’te herkesi korkutan dev Golyatlara dönüştüler. Bu Golyatların mitolojik dev Golyat’tan farkı ise korkuyu kullanmalarına gerek olmaması. Ne de olsa bu teknolojileri kullanan bizleriz ve istediğimiz her an bu teknolojileri (en azından teoride) bırakabiliriz. O da bu teknolojik gelişmelerin günlük yaşamın dokusuna kendilerini ilmek ilmek işledikleri gerçeğini yok sayarsak.
Böyle bir durumda da bizi vakum gibi içine çeken ekranlardan bir nebze de olsa nefes almamızı sağlayan ve daha anlamlı aktivitelere yol açabilen analog — yani dijital olmayan — saatlere öncelik vermemize yardımcı bazı teknikleri ne kadar kullanabilsek kârdır; geleceğimize yönelik yaptığımız bir yatırımdır. Burada listelediğim, önümüzdeki hafta listeleyeceğim veya gözden kaçırdığım birçok taktiği kullanarak ve onları teknolojiler değiştikçe güncelleyerek kendimizi biraz olsun korumaya almak, bu öngörülemez dünyada kontrolümüzde olan nadir aksiyonlardan birisi olabilir.
Saygılarımla,
Buğra
Kaynaklar & Dipnotlar
[2] Kaynak 1, Kaynak 2, Kaynak 3
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
İyiye gitmek mi, kötüden kaçmak mı?
Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak – I

