Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak - II
Sosyal medya: sosyal bir yastık, kriz sonrası yapılan bir pansuman, dijital benliklerin yaşam koçu
Geçtiğimiz hafta sosyal medya şirketlerinin bizi nasıl ekranlara bağlı hale getirdiğini Dijital Minimalizm kitabından esinlenerek, kumarın nöropsikolojisi ve bildirimlerin evrimsel önemi çerçevesinde incelemiştim. Bu hafta ise düzenli sosyal medya ve telefon kullanımının kısaca yararlarından ve zararlarından bahsetmek istiyorum. Sadece zararlarından bahsedersem olayın tüm gerçekliğini görmezden gelmiş olacağım çünkü bize bir yararı (ya da yararına inandığımız özellikleri) var ki kullanıyoruz, zaman zaman elimizden telefonumuzu bırakamıyoruz. Haliyle bu yararların ne olduğunu tanımlamak da en az zararları hakkında bilinç sahibi olmak kadar önemlidir çünkü sosyal medyanın bize katkı sağladığı alanları bilirsek onları ya dijital olmayan muadilleri ile değiştirme imkanına sahip oluruz ya da bu katkılardan fedakârlık etmeden sosyal medyayı kullanmanın yolları hakkında bilgi sahibi oluruz.
Öyle ya da böyle, bilgi güçtür. Gerek sosyal medya alışkanlığını bırakmak olsun gerek spora başlamak olsun, bu alışkanlıklar ve kendimiz hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olursak o kadar kontrol sahibi oluruz. Lakin burada kaçırdığımıza inandığım bir nokta var: bu bilginin sadece aklımıza değil, ruhumuza ya da kalbimize de yatması gerekiyor. Sigara içen birisine gidip sigaranın tüm zararlarını ChatGPT gibi listelerseniz o kişide pek bir değişim sağlayamazsınız. Her ne kadar o insan kanser riskinden kalp krizine sigaranın zararlarını bilse de bu tarz kuru bilgiler o kişinin kalbine inmediği sürece aklının raflarında kalır, tozlanır. O yüzdendir ki sigarayı bıraktırmanın yollarından birisi, sigara kullanımının uzun vadedeki zararları arasında kalbe en çok dokunanını bulmaktan geçer. Bazı insanlar için gecenin karanlığına bürünmüş bir akciğer tomografi fotoğrafı bile yeterliyken bazı insanlar için sigarayı kullanmaya devam ettiği durumda kızının düğününe muhtemelen katılamayacak olacağını bilmek istenilen etkiyi yaratıyor. O yüzden bir bilginin hayatımızda pozitif bir değişikliğe yol açabilmesi için en az zihnimizde yer edindiği kadar kalbimizde de yer edinmesi gerekiyor.
Bir yazı ile farklı farklı hayatlar yaşayan insanların kalbine inmek gibi bir gayem (ya da sanrım) yok ancak zihnimizde bu bilgilerin yer edinmesi ileride doğru zamanda bu bilgilerden birisinin kalbimize inmesine sebep olabilir. Hayatın ne zaman ve nerede zihinden kalbe inen bir kaydırak sunacağını kontrol edemesek de bilgi sahibi olarak bu kaydırak karşımıza çıktığında bir değişim yaratacak fırsata hazırlık olmak belki de kontrol edebileceğimiz tek şey. Lafı çok da dolandırmadan sosyal medyayı kullanmanın yararlarından ve zararlarından bahsetmek istiyorum.
1- Sosyal medya: Sosyal bir yastık, kriz sonrası yapılan pansuman
Her ne kadar bu sosyal medya şirketleri bizi bağımlı yapmanın binbir türlü yolunu şeytanın bordrolu çalışanı gibi arıyor olsa da Facebook gibi şirketlerin ilk amacı uzaktaki insanları bir araya getirmekti. Bunu da fazlasıyla başardılar. Araştırmalara göre de özellikle deprem, hastalık vb. kriz anlarımızdan sonra sosyal medya kullanmak kısa dönemde pozitif duygular hissetmemizi sağlıyor ve o dönemlerde ihtiyacımız olabilecek sosyal desteği bize sağlıyor. Dahası dijital çevremizde olan insanlarla hayatımızda olup bitenleri paylaşmak, komik bulduğumuz gönderileri paylaşmak ve almak, bazı dostlukların gelişmesine ve bir konfor alanı geliştirip o kanepeye uzanarak kendimizi minik ekranların dünyasında unutmamıza, hayatımızdan kısa bir mola vermemize yardımcı olabiliyor.
Öte yandan bakarsak, en son sosyal medya aracılığıyla kaç tane dost edindiniz? Şayet güzel arkadaşlıklar edindiyseniz, ekran başında geçirdiğiniz yüzlerce saate değecek kadar çok sayıda mı bu arkadaş sayısı? Gerçek kriz anlarınızda size geçmiş olsun dileklerini (ve üzgün emojilerini) gönderen insanları mı tercih edersiniz, yoksa zaten iletişimde olduğunuz, sizin durumunuzu bilen ve zor günlerinizde elinizi fiziksel olarak tutan, başınızı istediğiniz zaman koyabileceğiniz bir omzunu size zimmetleyen, dikkatinizi goygoylarıyla dağıtabilen sevdiklerinizi mi?
Burada olay sosyal medyanın yararlarını hiçe saymaktan ziyade, bu tarz bir yararının gerçekten harcanan zamana, o zamanda yapılabilecek olan güzel aktivitelerin fedakarlıklarına değip değmemesi. Eğer sizin için sosyal medya gerçekten de bu tarz bir dostluk için köprüyse, kullanmanın zararından çok yararı olduğunu tecrübe ettiyseniz ne mutlu size. Ancak dışarıya çıkılıp dostluklar edinilecek yüzlerce saati harcadığımız dört yıl içerisinde sadece bu saatlere değecek bir yarar göremiyorsak sosyal medya kullanımımızı gözden geçirmenin zamanı gelmiş olabilir. Belki de sevdiklerimizin hayatını takip edebilmemizi, mesajlar atıp gelen mesajlara geri dönebilmemizi sağlayan haftanın birkaç günü belli saatlere sınırlasak hem yararını göreceğiz hem zararından kaçacağız.
2- Kendini ifade etme, kimlik gelişimi ve kariyer desteği
İnsanlık tarihinin ilk üretilmiş aynası pek de uzağımızda değil, 8000 yıl önce Anadolu topraklarında bulunuyor. Obsidyen gibi volkanik taşların cilalanması ile yapılmış olan bu aynalar her gün insanların baktığı bir obje olarak kullanılmamış, daha çok dekoratif amaçla evlerde kendisine yer edinmiş. İlerleyen yüzyıllarda ise sadece yüksek zümrenin kullandığı birer statü aracı haline gelmiş. O dönem dişlerinin arasında binbir türlü artık ve maydanozla gezen orta ve alt sınıf bugün derin bir oh çekebilir, şöyle rahat rahat otuz iki diş gülebilir. Artık emrimize amade aynalarımız, selfie — özçekim — kameralarımız var.
Eskiden kimlik gelişimini sadece akranlarıyla dışarıda zaman geçirerek sağlamış olan biz insanların ise, kendimizi dijital ortama yükleyebildiğimiz günümüzde iki temel benlik geliştirmesi gerekiyor: dijital ve analog benlik. Dijital benliklerimiz analog benliklerimizin aksine bütün dünyaya kendimizi göstermemizi sağlıyor. Araştırmaların da desteklediği üzere bu dijital benliğimizi geliştirme olanağı internette benim yazdığım bu yazı gibi kendi fikirlerimizi paylaşmamıza, kendimizi istediğimiz şartlarda ifade edebilme özgürlüğü kazanmamıza, kariyerimizi ilerletmemize ya da düzenli olarak geri dönüş ve sosyal destek almamıza yardımcı oluyor. Nitekim araştırmalar da sosyal medyada içerik üreterek kendisini ifade edebilen ve geri bildirim alan kişilerin özsaygılarının arttığını ve kariyerlerinin pozitif yönde ilerlediğini gösteriyor.
Peki dijital benliğimiz gelişiyor, hatta bize para dahi kazandırabiliyor ancak ya geri dönüşlerin arasında kötüler de varsa? Ya her gün zaten kendimizde olduğunu bildiğimiz bir kusuru birisi bizi bizden daha iyi tanıyormuşçasına analiz ederek yorumlara yazarsa? Gerçek hayatta bize yapılan kötü yorumlarla ne kadar sağlıklı başa çıkabiliyoruz da sosyal medyada olunca bu süreç daha kolay olsun? Ya da gençliğimizde yoğun duygularla söylediğimiz o sözlerin dijital kalıntıları kariyerimizde kalıcı hasarlara sebebiyet verirse?
Her kararda olduğu gibi burada da artı ve eksi dengesi önem arz ediyor. Profesyonel kullanım ile kişisel kullanımı birbirinden ayırabiliyorsak ne mutlu. Kötü yorumlara kulak asmamayı öğrenmişsek ne mutlu. Dijital sözlerin bize ulaşamayacağı bir kariyer yolundaysak da ne mutlu. Ancak bu dijital benliğimizi geliştirmeye ayırdığımız her zamanın da analog benliğimize ayırabileceğimiz zamandan gittiğine parmak basmak isterim. Dijital dünyada yarattığımız ideal benliklerimize günlük hayatımızda erişebilmemizin pek de mümkün olmadığını da hatırlatmak… (Baktı WhatsApp’ına onlarca defa bu dijital yazıyı yazarken.)
Neticede…
“Ya işime yarayan bir şey çıkarsa? Bak, geçen hafta şu olay oldu ve bana fayda sağladı.” mantığıyla insanların sık sık sosyal medya kullandığını yazan Cal Newport ise Dijital Minimalizm kitabında minimal bir felsefe öneriyor. Evet, sosyal medyayı az ya da hiç kullanmadığımızda işimize yarayabilecek faydalardan, geliştirilebilecek bazı dostluklardan, kutlanabilecek doğumlardan fedakârlık ediyoruz. Ancak bu fedakârlıklar, sosyal medyayı çok kullandığımız fedakârlıkların yanında devede kulak kalıyor olabilir. Belki o an baskın gelen yalnızlık duygumuzu bastırmak için, kendisiyle görüşmeyeceğimiz neredeyse garanti olan o tanıdığımızın Instagram hikayesine bir cevap veriyoruz ama ne pahasına? Başka arkadaşlıklar edinebileceğimiz sosyal aktiviteler, var olan arkadaşlıklarımızı pekiştirebileceğimiz telefon aramaları pahasına mı?
Hakiki kriz durumlarında geçici bir yastık, tampon ya da dünyaya açılmamızı sağlayan bir kişisel gelişim aracı olabiliyor sosyal medya uygulamaları ama bu yararların harcanan saatlere ne derece değdiği her insanın öznel muhasebesini gerektiren bir konu. Kimisi için sosyal medya haftada üç defa profesyonel gönderilerini gönderdiği, mesajlara ve yorumlara geri dönebileceği dijital bir ofis. Kimisi için kendi işinde kullanabileceği fikirlere ilham kaynağı olan bir Pinterest. Kimisi için de kötü günlerin dostu, iyi günlerin düşmanı olan bir akraba. Peki harcadığımız zamanın en az paramız kadar değerli olduğunu varsayarsak, sosyal medyada geçirdiğimiz yüz saatin kaçı uzun vadede yararlı şeylere vesile oluyor, kaçı (her işte olacağı gibi) zarar ve ziyan ediliyor? Bu sorunun cevabı da bir bilgidir, her bilgi gibi de gücümüze güç katacaktır diye umuyorum.
Saygılarımla,
Buğra

