Ortalamaya Çekilmek
Spor dergisi kapağı laneti, ödül ve ceza
Son yazımda, bazen problemlerimizin hepsini çözmeye çalışmak yerine onları önceliklendirip, kalan problemlerin delikli bir kovadan sızan su misali akmalarına izin vermek hakkında konuşmuştum. Söylediğimi (istemeyerek de olsa) pratiğe dökerek bir süre yazmaya ara verdim. Daha doğrusu yazıyı yetiştirmek için strese girip uğraşmak yerine bazı acil işlerime öncelik verip birkaç yazının kovadan akmasına izin verdim. Vermeye çalıştım desem daha doğru olur çünkü çoğu fikir gibi söylemesi yapmaktan daha kolaydı.
Bu hafta ise olaylara bakış açımızı etkileyen, kritik düşünme becerimizi artırabilecek bir fenomenden bahsetmek istiyorum: Ortalamaya çekilmek. Bu terimi Viktorya döneminde yaşamış İngiliz Sir Francis Galton ortaya atıyor. Kendisi, “polimat” olarak anılan ve zamanında hemen her disiplinin çorbasına azar azar tuz atmış, matematiksel kavramları da insan psikolojisine ilk uygulayanlardan biri. Hatta onun on dokuzuncu yüzyılın sonlarında temelini attığı kişilik teoremi, günümüzde bu konuda en geçerli kişilik testinin temeli olarak kabul ediliyor.
Ortalamaya çekilmek fikri ise kısaca şu: Aşırı uç sonuçlar (ya da olaylar) bir sonraki ölçümlerde ortalamaya yakın sonuçlara kayar, bir nevi ortalamaya doğru çekilir. Özellikle de bu olaylar karmaşık ve biraz da olsa şansa bağlı olaylarsa bu etki daha belirgin olur. Nobel ödüllü ekonomist ve psikolog Daniel Kahneman, bu durumu insan psikolojisi çerçevesinde incelemiş, bu fenomenin karar verme süreçlerimizi nasıl etkilediğini Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında farklı örneklerle açıklıyor.
Spor Dergisi Kapağının Laneti
Meşhur bir spor dergisi olan Sports Illustrated, bir lanet ile anılıyor: Bir sporcu bu derginin kapağına konu olduğunda hemen her zaman ertesi sezonda performansı düşüyor, beklentilerin oldukça altında kalıyor. Spor sevdalılarına göre ise bu lanetin basit bir açıklaması var: Dergiye çıktıktan sonra sporcular yüksek bir özgüvene sahip oluyor ve kendilerinin ya da başkalarının yüksek beklentileri karşılamaya çalışırken baskı altında kötü performans sergiliyorlar.
Aslında bu açıklama, çoğumuzun empati kurabileceği ve gayet makul bir bakış açısı. Lakin Kahneman’a göre bunun çok daha basit bir açıklaması var: Bu derginin kapağına çıkan atletler, bir önceki sezonlarda olağanüstü, istisnai bir performans sergiliyor. Bu istisnai performansın altında sıkı çalışmanın ve yeteneğin etkisi var, ancak ne olursa olsun kontrol edilemeyen şansın da bir faktörü var. Spor gibi tamamen öngörülebilir olmayan, şansa bağlı karmaşık sistemlerde ise ortalamaya çekilme kanunu devreye giriyor: İstisnai performansların ardından gelen performanslar, ortalamaya daha yakın olmakla mükellefler. Çünkü kontrol edilemeyen faktörler büyük resimden — ve istatistik biliminin gözünden— bakıldığında her zaman ortalamaya çekilme eğilimindedir.
Kahneman — ve erken vefat ettiği için aynı Nobel ödülüne aday gösterilemeyen en yakın arkadaşı Amos — bu konu hakkında makale yazarken Norveç’te gerçekleşen kış olimpiyatlarına gidiyor. Norveç çok iyi bir atlama performansı ile ilk atlamasını gerçekleştiriyor. Spikerin yorumu ise gayet makul: “Norveçli çok iyi bir ilk atlayış yaptı; şimdi önde kalmayı umduğu için gergin olacak ve muhtemelen ikinci atlayışta daha kötü bir performans gösterecek.” Ardından İsveç kötü bir atlama yapıyor. Yine makul bir yorum geliyor spikerden: “İsveçli ilk atlayışta kötü bir performans sergiledi; artık kaybedecek bir şeyi olmadığını biliyor ve bu da onu rahatlatacak, muhtemelen ikinci atlayışta daha iyi atlayacak.” Kahneman, kitabında bu durumu şöyle yorumluyor:
“Yorumcu aslında ortalamaya çekilmeyi fark etmişti, fakat bunun için hiçbir kanıtı olmayan bir nedensel hikâye uydurmuştu. Hikâyenin kendisi doğru da olabilir. Belki her atlayıştan önce sporcuların nabzını ölçsek, gerçekten de ilk kötü atlayıştan sonra daha rahat olduklarını görürüz. Belki de görmeyiz. Burada hatırlanması gereken nokta şu: İlk atlayıştan ikinciye olan değişim, bir nedensel açıklamaya ihtiyaç duymaz. Bu değişim, ilk atlayışın sonucunda şansın rol oynamış olmasının matematiksel olarak kaçınılmaz bir sonucudur. Çok tatmin edici bir hikâye değil—hepimiz bir neden-sonuç açıklamasını tercih ederiz—ama olan budur.”
Ödül mü daha etkili, yoksa ceza mı?
Kahneman, ikinci bir örneği ise ülkesindeki hava kuvvetlerine verdiği bir eğitim esnasında yaşadığı bir anekdot ile bizlere aktarıyor:
“Bir gün bir eğitmene, gelişen performansı övmenin hataları cezalandırmaktan daha etkili olduğunu söyledim. Bana tam bir inançla şöyle yanıt verdi: ‘Tam tersi! Ben bunun tam tersini gözlemledim. İnsanları övdüğümde sonraki denemede daha kötü performans gösteriyorlar. Onlara hataları için bağırdığımda ise kendilerini geliştiriyorlar.’”
Aynı spiker gibi, komutanın burada oluşturduğu neden-sonuç ilişkisi kulağa kötü gelmiyor. Belki gerçekten de bazı askerler övgü aldıklarında rahatlıyor, bazıları ise ceza karşısında daha da hırslanıyor. Ancak matematiksel olarak baktığımızda burada da bir ortalamaya çekilme durumu var: Pilot çok iyi uçtuysa, bu başarıda bir miktar şans vardır. Haliyle bir sonraki uçuşta performansının biraz düşmesi istatistiksel olarak kaçınılmazdır. Kötü uçtuysa, bunda da şansın etkisi olabilir. Bu yüzden bir sonraki uçuşta biraz daha iyi bir performans göstermesi beklenebilir.
Peki bu durum hayatımızı nasıl etkiliyor?
Kahneman’ın farklı farklı deneylerle defalarca ispatladığı gibi, insan zihni rastlantısal değişimleri kabul etmekte zorlanır. Zihnimiz denk geldiği her olayın üstüne derin derin düşünecek olsaydı, harcayacağı enerjiyi besinlerden almamız imkânsız olurdu ve açlıktan kısa bir süre içerisinde hayatımızı kaybederdik. Yani zihnimiz — ve irademiz — hangi olayın ya da problemin üzerine uzun uzun düşüneceğine karar vermek; bir nevi ilgileneceği olayları filtrelemek zorunda.
Haliyle olayların üzerine çok düşünmeden hızlıca bir sebep-sonuç örgüsü kurma eğilimindeyiz. Hiçbirimiz doğuştan bir istatistik bilgisiyle dünyaya gelmediğimiz için, karar verme süreçlerimizde kontrol edilemeyen — diğer bir deyişle şansa bağlı — faktörlerin etkisini küçümseme ihtimalimiz bir hayli fazla.
Kahneman’ın önerisi ise bir karar vereceğimizde ya da bir konu hakkında düşünürken, istisnai tekil olaylara bakarak bir yargıda bulunmak yerine ortalamaya göre karar vermek. Bir şirketin bir çeyrekte açıkladığı rekor kar, akabindeki çeyrekte benzer karın olacağı anlamına gelmeyebilir. Belki de sadece birkaç çeyreğe bakarak yatırım yapmamalıyız. Bir işte başarılı olmamız, yapacağımız her işte başarılı olacağımızı garantilemeyebilir. Bize zarar veren durumların ya da ilişkilerin son zamanlarda istisnai derecede iyi gitmesi, bu durumların hep böyle iyi olacağı anlamına gelmeyebilir.
Tersi de geçerli: Son zamanlarda kötü giden durumlar, istatistiksel olarak düzelme eğiliminde olmak zorunda. Şu an geçtiğimiz zor bir dönem, sürekli zor kalmaya devam etmeyecek olabilir. Şu an içinden çıkılması en imkânsız gözüken durumlar, en çözülemez düğümler, zamanla çözülecek olabilir. Ortalamaya çekileceğimizi bilmek, işler iyi giderken unuttuğumuz tevazuyu hatırlatabilir, işler kötü giderken ihtiyacımız olan umudu gün yüzüne çıkartabilir.
Saygılarımla,
Buğra
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Yapsam mı, yapmasam mı? Hangisi doğru karar?
Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak - V
Kitap Okumanın Psikolojisi - III



Her zaman bildiğim bilmediğim en iyi kaynaklardan harika bilgileri damıtarak hap gibi her hafta okurlara sunmak harika bir çalışma :) Hızlı ve Yavaş Düşünmek kitabını herkese tavsiye ederim. Bu harika yazı için de eline sağlık Buğra!