Sen nasıl birisin? Kendini keşfet - I
Sen aslında kimsin? Necisin sen? Sen hayırdır?
Bu alandaki yasalardan bihaberim ancak bu yazının başlığını Onedio sayfalarından birinden aldım. Bu seriye ise dün gece uyumak üzereyken beni ansızın arayan çok sevdiğim bir arkadaşım ile yaptığımız uzun konuşmamızdan esinlenerek başlamaya karar verdim [1]. Gerekli telifleri hak ettikleri yerlere ulaştırdıktan sonra gelelim ana konuya. Bu ve önümüzdeki birkaç hafta boyunca kişilik psikolojisinin — yani insanların şahsına münhasır davranış, duygu ve düşüncelerini inceleyen disiplinin — bazı temel fikirlerine bilim ışığında değinmeyi amaçlıyorum. Zira kendimizden kaçmanın bu kadar kolay olduğu teknoloji döneminde, kendimizi tanımak akıntıya karşı yüzmeye benzemeye başladı. Evet, akıntının hızını ve yönünü kontrol edemeyebiliriz ama elimizin altında ne kadar farklı yüzme tekniği olursa bu akıntılarla bir o kadar iyi başa çıkabiliriz.
Konu kendini tanımak ve kişilik testleri olunca akla iki şey geliyor: Onedio kişilik testleri ve burçlar. Bu testlerin ya da astrolojinin bu kadar popüler olmasının sebebi ise meçhul. Kendimizi gerçekten tanımak mı istiyoruz, hayatın bilinmezliğinin yarattığı kaosa bir düzen getirmek mi, yoksa kendimizle ilgili inanmak istediğimiz bazı özelliklerimizi onaylamak mı?
“Akrepler hayatlarında aşırı kontrolcü olabilirler, çevresindekilere kök söktürebilirler ancak çok sadık insanlardır.” “Başaklar çok detaycı ve çalışkandır, fakat mükemmeliyetçilikleri hem kendilerini hem çevrelerini yorabilir.” “Yengeçler derin duygusal bağlar kurar, ancak hassasiyetleri yüzünden alıngan olabilirler.” Belki gerçekten de böyle, ancak gelin 1948’de Bertram Forer’in öğrencilerine yaptığı kısa bir deneye bakalım.
Forer (Barnum) Etkisi
Akrep burcuna sahip olan Amerikalı psikolog Forer, insanları kontrol etmeyi çok seviyor olmalı ki muzur bir psikoloji deneyiyle adını tarihe yazdırıyor. Bu deneyinde Forer, öğrencilerine bir paragraf verir. Bu paragrafın içinde bazı kelimeler silinmiştir ve öğrencilerine bu silinmiş kelimeleri tahmin etmeye çalışmalarını söyler. Bu tahminlere göre ise her öğrencinin kişiliğini analiz edeceğini iddia eder. Aradan bir hafta geçer ve Forer, verdikleri cevaplara bakarak her öğrenciye özel bir kişilik analizi oluşturduğunu duyurur. Öğrencilere bu analizleri dağıttıktan sonra ise onlardan bu analizin kendi kişiliklerini ne derece doğru tanıttığını puanlamasını ister. Aslında Forer, gizliden gizliye her öğrenciye tıpatıp aynı analizi verir:
Başkalarının sizi sevip takdir etmesine büyük bir ihtiyaç duyuyorsunuz, ancak kendinize karşı da oldukça eleştirel bir tutum içindesiniz. Avantajınıza çevirmediğiniz çok fazla kullanılmamış kapasiteniz var. Bazı kişilik zayıflıklarınız olsa da, bunları genellikle telafi etmeyi başarıyorsunuz. Dışarıdan disiplinli ve özdenetimli görünürken, içten içe endişeli ve güvensiz olma eğilimindesiniz. Bazen doğru kararı verip vermediğiniz veya doğru şeyi yapıp yapmadığınız konusunda ciddi şüpheler yaşıyorsunuz. Bir miktar değişim ve çeşitlilikten hoşlanıyor, kısıtlamalarla çevrili olduğunuzda memnuniyetsizlik hissediyorsunuz. Kendinizle bir bağımsız düşünür olarak gurur duyuyor ve başkalarının iddialarını tatmin edici kanıt olmadan kabul etmiyorsunuz. Kendinizi başkalarına fazla açık bir şekilde ifade etmenin çoğu zaman akıllıca olmadığını deneyimlediniz. Bazen dışadönük, cana yakın ve sosyal olurken, diğer zamanlarda içedönük, temkinli ve çekingen olabiliyorsunuz. Bazı hedefleriniz oldukça gerçekçi olmayabiliyor. Hayattaki başlıca amaçlarınızdan biri de kendinizi güvende hissetmeniz.
Deneyin sonucunda, aynı analizi okuduğunu bilmeyen öğrencilerin yüzde seksen dördü bu analizin kendilerini doğru tanımladığını söyler. O gün bugündür, herkese uyabilecek derecede geniş ve muğlak açıklamaların bize isabetli gelmesine Forer Etkisi denir. Peki bu etki, burçları geçersiz mi kılar? Kişilik, ölçülebilir bir olgu mu?
Modern burç testleri
Belki de psikoloji tarihinde en çok para kazandıran, bilim insanlarının yılmaksızın uğraştığı alanlardan birisi kişilik psikolojisi. Aslında sadece kişilik değil, zekanın ölçümü de aynı derece ilgi gördü. Yetenek testinin tarihteki ilk örneklerinden birisini, milattan önce 2200’lerde Çin ordusunda görebiliriz. Dönemin hükümdarı ordusuna katılacak askerlerin atanacakları pozisyona uygun olup olmadığını görmek istemiş, bir test inşasının emrini vermiş: İmparatorluk Sınavı (Keju). Biraz daha ileriye gidersek, Osmanlı Dönemi’nde toplanan devşirmeler de fiziksel muayeneden sonra bazı testlerden geçirilirdi. Bu testlere bakılarak devşirmelerin yetenekleri ve kişilikleri belirlenir, bunlara göre Enderun Mektebi’ne mi yoksa Yeniçeri Ocağı’na mı katılacağına karar verilirdi.
Çok değil, birkaç asır sonra modern kişilik testlerinin babası olarak kabul edilen test, Birinci Dünya Savaşı’ndaki askerlerin “savaş nevrozuna” — bugünkü adıyla travma sonrası stres bozukluğuna — sahip olup olmadıklarını görmek için tasarlanıyor. Günümüze biraz daha yaklaşırsak, 2024 yılında kişilik testi endüstrisi pazarının yaklaşık on bir milyar dolara ulaştığını görüyoruz. Sebebi ise basit: Herkes şirketi — ya da ordusu — için doğru insanları doğru zamanda ve doğru pozisyonda işe almak istiyor. Ekmeğin aslanın ağzında olduğu günümüz ekonomisinde ise her şirket hızlı ve etkili bir işe alım (ya da işten çıkarım) sürecine sahip olmak için bu kişilik testlerinin teliflerine büyük meblağlar ödüyor.
Aslında popülerleşmiş ve çoğu şirket tarafından kullanılan testlerin büyük kısmının geçerliliği düşük, fiyatı ise yüksek. Aslında bu testlere modern burç testleri bile diyebiliriz. Lakin bir testin, büyük bir şirketin işe alım sürecinin efektifliğini yüzde yirmi gibi bir oranda artırması bile o şirkete finansal kâr olarak geri dönebildiği için bu testin kullanılmaması söz konusu bile değil. Hele ki bu test geçerliliği nispeten yüksek olan testlerden birisiyse. Nitekim bundan yaklaşık beş sene önce kurumsal bir şirkette çalışırken bir e-posta bildirimi aldığımı hatırlıyorum. İşe alım sürecinde doldurduğum testin bir geri bildirimi için insan kaynakları ile bir toplantıya davet edildim. O insan kaynakları görevlisi ile yaptığım konuşma bugün hala aklımda, zira o doldurması sadece bir saat süren kişilik raporu, beni yıllardır tanıyan ailemin ya da benim kendimi tanımlayabileceğinden çok daha doğru bir şekilde betimliyordu.
Ülkeleri ve şirketleri anladık, peki biz?
Kendimizi tanımamız bu kadar önemliyse, belki de bu işi pazarlama amacıyla internete sürülen beş dakikalık testlerde değil, geçerliliği olan başka yöntemlere vermeliyiz. İnsanlık tarihinin başından beri süregelen bu kendimize yönelik merakımız, kendisini birçok sanatsal eserde, dini kitaplarda ya da bilimsel teorilerde tezahür ediyor. Akabinde ise bu kişilik arayışının nasıl yapılacağı da bu mecralarda saklı olabilir. Sessizlik, molalar, yaratıcı aktiviteler, kişilik kuramları… Pekâlâ, günümüzde dikkatimizin yüzde kaçı gerçekten kayda değer iç sorgulamalarda? Her dakika bilgi akışının olduğu kutucuklarımız buna ne kadar izin veriyor? Kendimizden kaçarken kendimizi nasıl tanıyabiliriz? Bizimle benzer yollardan geçmiş insanlar bunu nasıl başarmış? Ya da bu iç yolculuğumuz başarılabilir bir amaç mı, yoksa açık uçlu bir süreç mi? Bunları daha detaylı tartışacağım önümüzdeki haftalarda görüşmek üzere. (Bugün yazarken aklımdan bir türlü atamadığım bu parçayı da buraya bırakıyorum.)
Saygılarımla,
Buğra
Kaynaklar & Dipnotlar
[1] Her ne kadar amatör şartlarda kaydedilmiş olsa da kendisiyle yaptığımız bir söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Yapsam mı, yapmasam mı? Hangisi doğru karar?
Kitap Okumanın Psikolojisi - III
Pişmanlığın Psikolojisi Üzerine



Yine harika bir yazı, harika bir müzikle de son bulmuş :)
👌👌👌