Sen Nasıl Birisin? Kendini keşfet- II
Kişiliğin beş teması, falcıların hikmeti, dengeli DJ'ler
Geçtiğimiz hafta kendimizi tanımak deyince akla gelen Onedio kişilik testleri, burçlar ve bu “kendini tanıma” sektörünün finansal öneminden bahsetmiştim. Bu hafta ise bilimin desteklediği ve kişilik psikolojisinin mihenk taşı olmuş bir kuramdan bahsetmek, akabinde kişilik anlayışımızın altında yatan bazı inançları ele almak istiyorum.
Kişiliğin büyük beşlisi
Son yazımda da bahsettiğim gibi, bizi biz yapan, şahsımıza münhasır ve uzun dönemde pek değişmeyen bazı huylarımızın sistematik bir şekilde ele alınması, günümüzde milyarlarca dolara ulaşmış bir pazar payına sahip. Her büyük pazarda olduğu gibi, bu pazarda da çakma testler bir hayli fazla. Bunlardan bazıları maalesef ki şirketler tarafından günümüzde kullanılsa da bu testlerin arasında bir test var ki ne yaparsak yapalım sonuç ona çıkıyor: Beş Faktör Kişilik Kuramı.
Normalde bilim insanları Carl Jung gibi psikologların, kendilerinin ya da başka araştırmacıların ortaya attığı bazı teorileri ya da varsayımları ele alır. Mesela içedönüklük ve dışadönüklük kavramları, Carl Jung’dan önce insanların lügatında olan ifadeler değildi. Bilim insanlarına dönecek olursak, onlar Jung’un içedönüklülük teorisini doğru kabul ederek bir kişilik kuramı ortaya atarlar: “İnsanlar içe dönük ve dışa dönük olarak ikiye ayrılır.” Sonrasında ise bu fikirlerini ölçebilecek testler üretirler ve insanlara bu testleri doldurtarak birtakım deneyler yaparlar. Amaçları ise altta doğru olduğunu kabul ettikleri teorinin, gerçekten de insanlar için geçerli olup olmadığını bulmaktır. Yani günümüzdeki birçok kişilik testi, o testin kurucularının ya da başka insanların teorik sezgilerine dayanır. Bu sezgiler gerek Jung’dan gelmiş olsun gerek kendilerinden gelmiş olsun.
Bu yöntem bilimin her alanında evvelden beri kullanılan bir yöntem. Bu yöntemin hiçbir sıkıntısı yok. Lakin Beş Faktör Kişilik Kuramını diğer kişilik kuramlarından ayıran güzel bir detay var. Bu kuramın ilk kurucuları, bu kuramı altta yatan bir teori ya da büyük bir varsayım üzerine kurmuyorlar. Bu kuramın en temel varsayımı şu: İnsanların kişilik özellikleri öyle ya da böyle kullandıkları dile karışır, dolayısıyla her kişilik özelliğinin dilde bir karşılığı vardır.
1930’larda bu varsayımla yola çıkan iki kafadar bilim insanı İngilizce sözlüğü açarlar ve on sekiz bin sıfatı — “akıllı”, “karamsar”, “mutlu” vs. — bir bir listelerler. Sonrasında ise herhangi birisinin ortaya attığı bir teoriye bakmaksızın, bu sıfatların insanlarda nasıl birlikte kümelendiğine bakarlar. Mesela binlerce kişiye “neşeli”, “güler yüzlü” ve “enerjik” olup olmadıklarını sorarlar. Eğer insanlar bu iç sıfata aynı şekilde cevap veriyorsa — yani bu özellik bazı insanlarda aynı anda yüksek oluyorken bazı insanlarda aynı anda düşük oluyorsa — bingo. Sonrasında araştırmacılar da diyor ki: “Bu üç sıfat, insanların genel bir özelliğini temsil ediyor olmalı. Hadi biz de bunun adını “dışadönüklük” koyalım.” Kimisinin dışadönüklüğü fazlayken kimisinin de az oluyor, ancak dışadönüklükle ilgili tüm sıfatlar bir insanda aynı anda yüksek ya da düşük oluyor. Aynı şekilde bazı insanlarda “titiz”, “disiplinli” ve “sorumluluk sahibi” sıfatlarına aynı anda olumlu ya da olumsuz cevaplar veriyor. Buna da “sorumluluk” adını koyuyorlar.
Böyle böyle insanları birbirinden ayıran beş temel tema ortaya çıkıyor ve bu temalar, altta herhangi bir teori olmaksızın günümüzde farklı toplumlarda da sık sık aynı sonuçları veren bir evrensel kişilik modelini oluşturuyor. Burada not etmek isterim ki bu özellikler siyah ya da beyaz özellikler değil. İnsanlar ya sorumluluk sahibidir ya da sorumsuz birer hergeledir diyemeyiz. Sadece bazı insanlara görece biraz daha fazla ya da biraz da az sorumluluk sahibi olabiliriz. Yani burada ölçtüğümüz şey bir insanın sorumsuz ya da sorumluluk sahibi olması değil, ne derece sorumluluk sahibi olduğudur. Yüksek ve düşük skorlar ise bu derecenin en ekstrem uçlarını oluşturuyorlar:
Biraz daha detaya kısaca inersek bu kişiliklerin alt kişilikleri de var. Yani sadece beş faktörle tüm kişiliğimizi açıklayamayız. Sorumluluk sahibi bir insanın öz disiplini yüksek olurken görev bilinci düşük olabilir. Deneyime açık bir insan hayal kurmaya çok yatkınken farklı davranışları denemeyebilir. Uyumlu — yani evet deme eğiliminde olan — bir insan cömert olabilirken dürüst olmayabilir.
Bu tabloya göre yüksek skor iyi, düşük skor kötü mü?
Hayır. Fahri editörümün oluşturduğu bu güzel tabloda nevrotiklik dışındaki temalarda düşük skor, ilk bakışta karanlık bir tünelin içindeymişiz hissi verebilir; fakat durum bundan çok daha karmaşık.
Deneyime açıklık temasından yüksek puan almış bir insanın hayal gücü yüksektir, sorunlara hızlı çözüm üretebilir ancak hayal dünyasında uçarken kendisini gerçekliğe çapalayamayabilir, maymun iştahlı olabilir. Öte yandan geleneksel bir insan belki daha az “havalı” gözükebilir ancak rutine olan yüksek tahammülünden dolayı uzun vadeli projelerde aranan insan olabilir.
Sorumluluk sahibi olmanın iki ucunu, İnsanın Anlam Arayışı gibi incecik ancak dopdolu bir kitabın yazarı olan, Auschwitz-Birkenau Nazi kampında esir düşmüş Doktor Victor Frankl’a atfedilen bir alıntıyla anlatmak isterim: İnsan derin bir anlam bulamadığında kendisini hazlarla oyalamaya çalışır. Yani sorumluluk skoru düşük olan bir insan, gerekli disiplini ve düzeni sağlayamadığı için teknoloji, kumar, gece hayatı, alkol gibi yollarla kendisini oyalayabilir. Belki geleneksel anlamda başarılı değildir ama kimse onlara yaşamayı bilmiyorsun diyemez. Ancak bu madalyonun bir yüzü daha var: İnsan derin bir haz bulamadığında, kendisini derin bir anlam bulmaya çalışarak oyalamaya çalışır [2]. Komşunun ideal çocuğu Deniz, kontrolcü doğası ve hırsı nedeniyle hayatın tadını bir saniye bile çıkaramamışken, kendi “tembelliğini” ya da “düzensizliğini” avantaja çevirmenin bir yolunu bulan Aylin, Deniz’den finansal olarak daha başarılı olabilir, bunu da hayattan keyif alarak yapabilir [3].
Bu yingyang uyumunu tüm temalarda görebiliriz. Dışadönüklüğe baktığımızda da kimimiz başkalarıyla görüştükçe enerji toplayabilir ancak konu kendi kendimize baş başa kalmaya ve kendimizi dinlemeye geldiğinde yetersiz kalabilir. Diğerlerimiz ise yalnızlıktan keyif alabilir, ancak sosyal ortamlarda ilgisiz ya da mesafeli gözükebilir. Fazla uyumlu insanlar toplumsal dayanışmanın yapıtaşını oluştururken kendilerinden yararlanmak isteyen kötü niyetleri insanları bir mıknatıs gibi çekebilir; uyumluluğu az olan insanlar hayır demeyi bilen liderler olabilecekken nerede durmayı bilmedikleri için duvara toslayabilirler. Duygusal olarak dengesiz insanlar kendilerinin fazla farkında olduğu için komik şakalar yapabilir, duygusal olarak dengeli insanlar ideal astronotlar olabilir.
Yüksek ve düşük skorun doğrudan iyi ya da kötü bir karakteristiğe işaret etmediğinin altını çizmek için tezatlar üzerinden gittim. Lakin bu kişilik teorisini biraz sorgulayacak olursak: Dışadönük bir insan sürekli dışadönük bir insan mıdır? Tembel bir insan her zaman ve her yerde aynı seviyede tembellik mi gösterir? Bu serinin ilk yazısında burçlara karşıt bir tutum sergilemiştim ancak gerçek hayatın ikili doğasından şaşmayarak, bu sorunun cevabını vermek için burçların hikmetine başvuracağım.
Aslında burçların bir bildiği varmış
Yengeç burcu kadını duygusal derinliği ve sezgisel gücüyle tanınır; sevdiklerine karşı koruyucu, şefkatli ve bağlıdır. Güvenli hissettiği bir ortamda son derece verici, nazik ve evcimen olabilirken, tehdit ya da eleştiri hissettiğinde içine kapanabilir, hatta alınganlaşabilir. İç dünyası zengindir ama bu zenginlik bazen ruh hali dalgalanmalarına neden olabilir; duygusal kırılganlıkları onları zaman zaman savunmacı ya da fazla içe dönük yapabilir. Sadakat ve aidiyet onlar için çok değerlidir; bu nedenle güvendiği insanlara karşı son derece sabırlı ve destekleyicidir. Ancak fazlaca geçmişe takılı kalma ya da duyguların yönetiminde zorlanma eğilimleri, bazı durumlarda ilişkileri yıpratabilir. Duygusal olarak güvende hissettiklerinde ise en sevecen, en içten ve derin bağ kuran kişilerden biri olabilirler.
Beş faktörlü kişilik kuramı penceresinden baktığımızda, yengeç kadını güvenli hissettiği ortamda uyumluluk skoru yüksek bir insan olarak davranırken tehdit altında uyumsuz bir insana dönüşüyor. Kendisini güvende hissettiren sevdiklerinin yanında neşeli ve dışadönük bir insan olabilirken kırgın olduğu insanlara karşı içedönük bir insan oluyor. Yeri geliyor duygusal olarak dengeli bir şekilde sabırlı ve destekleyici oluyorlar, yeri geliyor bir anda karşısındaki insana küsüveriyorlar.
Aslında yengeç kadınına atfedilen bu açıklama, hepimiz için geçerli olabilecek kadar genel geçer bir açıklama ancak “Yengeç kadını mutsuz olduğunda somurtur.” kadar da genel geçer değil. Yoksa kimse burçlara inanmazdı. Bilakis, bu burç analizleri hepimizin dönemden döneme, insandan insana ya da durumdan duruma gösterdiği tavırlarımızı çok güzel bir şekilde bir araya getirdikleri için hepimiz kendimizden bir parça buluruz. Özellikle de okuyan insan aynı burca ve cinsiyete mensupsa bu analizi daha da onaylama eğiliminde olur. Bu analizi onayladıkça da kendi kendini gerçekleştiren bir kehaneti noterde onaylatır, ister istemez kendini etiketlediği karakteristikleri daha sık gösterir.
Burçların ya da falcıların da hikmeti buradadır aslında. İnsanın tezat yapısını çok güzel bir şekilde ele alırlar. Zira insan doğasını bu kadar doğruya yakın bir şekilde ele alamasalardı inandırıcı olamazlardı. Hakikaten bazı arkadaşlarımızın yanında dışadönük ve neşeli olurken bazı arkadaş gruplarının içerisinde biraz daha çekingen olabiliriz. İlgimizi çeken bir konuda dünyanın en odaklı insanına dönüşebilirken, o bir türlü anlayamadığımız matematik konusunun ödevini geciktirmede usta olabiliriz. Bu bizi sorumsuz bir insan mı yapar, yoksa o sırada iç dünyasıyla uyumlu bir dış dünyaya sahip olmayan bir insan mı? Duygusal olarak dengesiz bir insan mıyız, yoksa bizi dengesiz olmaya koşullamış şartlarda mı büyütüldük? Belki de çevremizde Kont Drakula’nın altıncı nesilden torunu, enerji vampiri narsistler var…
İnsan yedisinde ne ise yetmişinde o değil midir?
Tamam, burçlar bu konuyu doğru anlamış ama kişiliğimiz, havanın durumuna göre portmantodan alınıp giyilmeyi bekleyen farklı farklı montlardan mı oluşuyor? İnsan yedisinde ne ise yetmişinde o değil midir? Nihayetinde hepimizin eskiden beri pek değiştirmediği huyları, hisleri, alışkanlıkları var. O zaman bu kişilik teorisi nasıl bilim insanları tarafından kabul ediliyor?
Psikoloji biliminin ilk günlerinden itibaren tartışmalı bir konuydu aslında bu. Bir kesim insanların kişiliklerinin çocukluk döneminde alçı gibi katılaştığını savunurken, bir nesil kişiliklerin durumdan duruma değişebileceğini ve sabit olmadıklarını savundu. Tabii ki çoğu karmaşık meselede olduğu gibi, bu siyah beyaz problemin günümüzde kabul gören cevabı gri bir renge sahip. Kişiliğimiz bir yandan hayat boyu süregelen eğilimlerimizi barındırırken, bir yandan da deneyimlerimize, yaşımıza ve durumlara bağlı olarak evrilebilirler.
Evet, bir taraftan hayat boyu az çok süregelen eğilimlerimiz var. Genel olarak içedönük bir insansak hayatımızı buna göre şekillendirme eğiliminde olabiliriz ancak bizi seven ve güvende hissettiren dışadönük arkadaşlarımızın yanında içedönük doğamızın tadını dışarıda çıkarabiliriz. Ya da normalde çok enerjik ve dışadönük bir insanken bir iş görüşmesinde bu özelliğimizi nispeten baskılayarak sessiz ve profesyonel bir imaj çizebiliriz. Tembelliğe karşı eğilimimiz varsa bir işe başlamak bize çok zor gelebilir. Lakin tutkuyla yaptığımız bir işe saatlerimizi sorgulamadan verebiliriz.
Belki de önemli olan, kendimize bu kişilik testleri, burçlar ya da psikoloji teorileri ile etiket yapıştırmaktan ziyade iç dünyamızla uyumlu bir dış dünya yaratmaya çalışmaktır. Toplumun süregelen standart başarılı insan fikrine ulaşmaya çalışmaktansa kendi başarı standartlarımızı belirlemektir. Yeri geldiğinde geleneksel ve dakik bir ressam, kendinin fazla farkında olan ve yaratıcı bir komedyen, şefkatli ve rasyonel bir CEO, duygusal olarak dengeli bir DJ, ya da tembel ve yaratıcı bir mühendis olabilmektir. “Ama”lardan ziyade “ve” lerin süregeldiği, yapışkan etiketlerin değil rengarenk paletlerin hakim olduğu bir dünyada kendimize yer bulmaktır.
Saygılarımla,
Buğra
Kaynaklar & Dipnotlar
[1] Kültürel nüanslar var, lakin onlar bile büyük ölçüde tutarlı. Mesela ortalama bir Türk, ortalama bir Amerikalıdan daha uyumlu çıkabilir. Zira ortalamaya bakarsak bizim kültürümüz onlara göre daha kolektivistik, diğer bir deyişle daha bireylerin birbiriyle kaynaştığı bir kültür. Bunun da avantajları olduğu kadar dezavantajları var. Bu konuyu gelecek yazılarımda daha detaylı işleyeceğim.
[2] Bu madalyonun diğer yüzü yorumlamasını bir podcastte dinledim ancak kaynağını hatırlamıyorum.
[3] Burada konuyu net bir şekilde aktarmak adına ekstrem örneklerden ilerliyorum ancak ekonomimiz sorumluluk sahibi insanların “başarılı” olmalarını kolaylaştırmak üzere kuruluymuş gibi gözükebilir. Hatta teknolojinin demokratikleştiği günümüze kadar böyleydi bile denenebilir. Lakin günümüz dünyasında dikkat bozukluğu olan bir insan başarılı bir Twitch yayıncısı olabilir, “tembel” bir insan tembelliğini unutturacak kadar kendisini heyecanlandıran bir işte başarılı olabilir, hiperaktif bir insan her saniye farklı problemlere odaklanması gereken bir yönetici pozisyonunda finansal başarıyı yakalayabilir. Tabii ki bu durum da başarının ne başarısı olduğuna göre ve başarıyı nasıl tanımladığımıza göre değişir.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Sen nasıl birisin? Kendini keşfet - I
Yapsam mı, yapmasam mı? Hangisi doğru karar?
Kitap Okumanın Psikolojisi - III
Pişmanlığın Psikolojisi Üzerine


