Yaşama Sanatı: Özgürlüğü ve mutluluğu nasıl buluruz?
Epiktetos'tan yaşamanın sanatı üzerine 3 ders
Bu hafta Stoacılığın en önemli isimlerinden birisi olan Epiktetos’un Yaşama Sanatı isimli kitabını okuyorum. Epiktetos’un aslında kendi yazdığı hiçbir metni yok ama öğrencilerinden bir tanesi (tarihçi Arrian) onun derslerine katılarak tüm söylevlerini yazıya döküyor. Toplamda sekiz kitap oluşturduğu bilinse de günümüze maalesef sadece dördü ulaşıyor. Ulaşan metinler de doğrudan Epiktetos’un yazdığı kitaplar değil, derslerindeki söylevleri olduğu için bu söylevlerin farklı derlemelerini farklı kitaplar olarak bulmak mümkün. Bu yüzden Yaşama Sanatı’nın Türkçesini bulamadım ama buraya tıklayarak Epiktetos’un dilimize kazandırılmış ve kahveniz soğumadan bitirebileceğiniz kadar kısa olan derlemelerini bulabilirsiniz.
Kimdir bu Epiktetos?
Epiktetos’un Stoa tarihinde yeri biraz farklı çünkü kendisi Marcus Aurelius gibi varlıklı ve köklü bir ailede doğmuyor. Aksine Roma İmparatorluğunda, günümüz Pamukkalesi’nde bir köle olarak doğuyor. İsmi de Antik Yunanca’da “Edinilmiş” ya da “Satın alınmış” demek çünkü o dönem Roma’da köleler insan olarak değil “edinilebilen” eşyalar olarak görülüyor. Aslında köleliğin toplum tarafından nasıl görüldüğü Roma’da zamanla değişiyor. En başta köleler tamamen bir eşya gibi görülürken, zamanla kölelerine iyi davranmak bir sosyal statü belirteci haline geliyor.
Belki bahsettiğim statü için, belki de sadece iyi niyetinden dolayı “sahibi”, küçüklüğünden itibaren parlak zekasıyla herkesin dikkatini çeken Epiktetos’u liberal sanatlar eğitimine gönderiyor. Orada da dönemin meşhur Stoa filozofu Musonious Rufus ile tanışıp onun altında felsefe eğitimine devam ediyor. Felsefe öğrenmeye ve öğretmeye başladıkça da toplumda statüsü artmaya başlıyor, bir noktada da kölelikten azat ediliyor. (Tabii ki bir köle olarak dünyaya gelmenin şanssızlığını da yaşamadı diyemeyiz: Köleyken ceza niyetine sahibi onun bir bacağını kırarak Epiktetos’u yaşam boyu kötürüm bırakıyor.)
Nihayetinde özgürlüğüne kavuşunca felsefe okulu açıyor ve Roma’da yıllarca Stoa felsefesi aracılığı ile iyi bir hayatın nasıl yaşanılacağını öğretiyor. Tam düzenini kurmuşken de döneminin imparatoru Domitianus tüm filozofları Roma’dan sürmeye karar veriyor. Sürgün edildiği Yunanistan’da ise yeniden bir felsefe okulu açarak ömrünün sonuna kadar öğretmeye devam ediyor. Bugün ise Epiktetos’un hayatı yaşamaya yönelik, özgürlük ve mutluluk üzerine üç öğretisini sizlerle paylaşmak istiyorum.
1- İsteklerini Gerçeğe Göre Şekillendir
Geçtiğimiz hafta zaman yönetiminin iki sivri ucu olduğundan bahsetmiştim: zamandan kaçmak ve zamanı kovalamak. Zamandan kaçarken ruh halimize göre ne yapacağımızı belirleyip sorumluluk almadan hayatı yaşarken, zamanı her şeyi kontrol etmeye çalışarak kovalamaya çalışıyoruz. Yazımda da sorumluluk almadan yaşamanın bize vermesi gereken o özgürlük hissinin gerçekten de özgürlük olup olmadığını sorgulamıştım. Epiktetos ise bu söylevinde özgürlüğü şöyle tanımlıyor:
Hayat ve doğa ister iyi ister kötü olsun, değiştiremeyeceğimiz yasalar tarafından yönetilmektedir. Bu gerçeği ne kadar çabuk kabullenirsek, ruhumuz o kadar huzur bulur. Çocuklarımızın ya da eşimizin sonsuza dek yaşamasını dilemek, akıl dışı bir arzudur; zira onlar da bizim gibi ölümlüdür ve ölüm yasası tamamen irademizin dışındadır. Aynı şekilde, bir çalışanımızın, akrabamızın ya da dostumuzun kusursuz olmasını istemek de boşunadır; bu, kontrol edemeyeceğimiz şeyleri kontrol etmek istemektir. Oysa arzularımızı gerçekle yüzleşerek yönetirsek ve tutkularımıza kapılmazsak, hayal kırıklığından sakınabiliriz. Sonuçta, bize istediğimizi veren ya da istemediğimizi elimizden alan şeyler tarafından yönetiliriz. Eğer özgürlük peşindeysen, başkalarının iradesine bağlı olan hiçbir şeyi dileme ve onlardan hiçbir şeyi kaçınmaya çalışma; aksi takdirde, daima boyunduruk altında kalırsın. Özgürlüğün ne olduğunu ve nasıl elde edildiğini anlamalısın: Özgürlük, canının istediğini yapabilme yetisi değil, gücümüzün sınırlarını ve ilahi düzenin koyduğu doğal sınırları kavrayabilmektir. Hayatın sınırlılıklarını ve kaçınılmaz gerçeklerini kabullenip onlarla uyum içinde yaşarsak, özgürlüğe ulaşırız. Ancak, kontrolümüz dışındaki geçici arzulara kapılırsak, özgürlüğümüzü yitiririz.
2- Gerçek Mutluluk İnsanın Kendi İçinde Bulunur
Yukarıda özgürlüğün tanımını yaptıktan sonra Epiktetos’un mutluluğu nasıl tanımladığına bakalım. Ona göre hakiki mutluluk özgürlükten, özgürlük ise dışarıya bağlı olmamaktan gelir:
Hayatta ulaşılmaya değer tek hedef özgürlüktür. Özgürlük, kontrolümüz dışında kalan şeyleri önemsememeyi öğrenerek kazanılır. Zihnimiz korku ve hırslarla dolu kaynayan bir kazan gibi olduğu sürece, hafif bir yüreğe sahip olamayız. Yenilmez olmak mı istiyorsun? O halde gerçek anlamda denetleyemediğin şeylerle savaşma. Mutluluğun, tamamen kendi gücüne bağlı olan üç şeye dayanır: iradene, yaşadığın olaylara dair düşüncelerine ve bu düşünceleri nasıl kullandığına. Gerçek mutluluk, her zaman dış koşullardan bağımsızdır. Dış koşullara karşı duyarsızlık geliştirmeye titizlikle çalış. Unutma, mutluluk yalnızca iç dünyanda bulunabilir. Ne kadar da kolay etkilenir ve kandırılırız: güzel sözlerden, unvanlardan, akademik derecelerden, yüksek onurlardan, gösterişli mülklerden, pahalı giysilerden ya da zarif tavırlardan. Ünlülerin, kamu figürlerinin, siyasi liderlerin, zenginlerin veya olağanüstü entelektüel ya da sanatsal yeteneklere sahip insanların mutlaka mutlu olduklarını sanmak büyük bir yanılgıdır. Bu tür bir yanılsama, seni yalnızca aldatır ve kendi değerinden şüphe etmene yol açar. Şunu unutma: Gerçek iyiliğin özü yalnızca senin kontrolün altında olan şeylerde bulunur. Bunu aklından çıkarmazsan, kendini başkalarıyla ve onların başarılarıyla kıyaslayarak boş yere kıskançlık ya da umutsuzluk içinde bulmazsın. Başkası olmayı arzulamayı bırak; sadece kendi en iyi benliğin olmayı hedefle, çünkü bu gerçekten senin elindedir.
3- Ayinesi İştir Kişinin, Lafa Bakılmaz.
Stoa felsefesinin üç disiplinini anlatırken Jön Türklerden Ziya Paşa’nın bu disiplinlerden birisiyle ilgili bir sözünü alıntılamıştım: Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. Bu sözü biraz modifiye edersek, şahsın rütbe-i aklı sadece eserinde görülmez, hayatında da görülür. Ya da insanın hayatını da bir eseri sayabiliriz.
Bu minvalde Epiktetos’un aynasını da kendi hayatındaki olaylara karşı verdiği tepkide görebiliriz. Aynı tavsiye ettiği gibi basit bir hayat yaşayan Epiktetos’un ölmeden önce sahip olduğu eşyalar da hep felsefesi gibi basitti. Aslında eşyalarından birisi dışında: pahalı demir lambası. Gelin kendi dersinde yaşadığı talihsiz olayla ilgili ne demiş bir bakalım:
Geçen gün benim de başıma benzer bir şey geldi. Evimdeki kutsal eşyaların yanında demirden bir lamba bulunduruyordum. Bir gece pencereden gelen bir ses duyunca hemen aşağıya indim ve lambanın çalındığını fark ettim. O anda düşündüm ki, bu hırsızı harekete geçiren sebep, öyle akıl dışı bir şey değildi. Peki, ne yapmalı? Dedim ki: "Yarın oraya topraktan bir lamba koyarsın." Gerçekten de insan, yalnızca sahip olduğu şeyi kaybeder. "Pelerinimi kaybettim." Evet, çünkü bir pelerinin vardı. "Başım ağrıyor." Ama boynuzların ağrımıyor, değil mi? Öyleyse neden öfkeleniyorsun? Zira kayıplarımız ve acılarımız, yalnızca sahip olduğumuz şeylerle ilgilidir.
Oturup da pahalı lambası çalındığı için dert yanmıyor. Öfkelenip bütün gününü kendisine ve çevresindekilere zehrederek iç huzurunu bozmuyor. En önemlisi de özgürlüğünü dışsal bir nesne için elinden bırakmıyor. Özgürlüğünü — aslında mutluluğunu— elinde tutmayı, kıymetli demir lambasına tercih ediyor. Peki, bizim hayatımızdaki lambalarımız neler? Arabamızın modeli? Saatimizin markası? Dyson hava temizleyicimiz? Statümüz? Ailemizin onayı?
Saygılarımla,
Buğra


Çok çok güzel örneklerle , akıcı ve keyifle okunan bir anlatım 👌kaleminize sağlık 🙏😊