Zaman Yönetimi (ve Kaygısı) Üzerine
Sürekli değişen hayata karşı stoik bir zaman stratejisi
Zaman Yönetimi (ve Kaygısı) Üzerine
Birkaç senedir farklı zaman yönetimi metotları deniyorum. Bu metotların arasında en çok denediğim ise zaman bloklama oldu -- bir işi yapmak için bir zaman aralığı planlamak. Ama takvimi böyle kullandığımda afalladım çünkü hangi işin kaç saat alacağını kestiremedim, deneme yanılma yapmam gerekti. Haliyle bir işle uğraşırken de kendimi zamanla bir yakalamaca oyununun içinde buldum. Ya işi yapasım gelmediği için zamandan kaçtım, ya da işi halletmek için zamanı kovalayıp acele ettim. Bu sırada işten alacağım keyif varsa da onu bu kovalamacanın stresiyle takas ettim. Tam alıştım, işler oturdu, takvimi kendime göre uyarladım derken hop bir şeyler değişti. Ya dönem bitti farklı dersler başladı ya memlekete döndüm ya da iş sorumluluğum değişti. Bu sırada zaman yönetiminin bana sağlaması gereken yegâne şeyi de bulamadım: iç huzur.
Aslında bu zaman yönetimi kavramının temelinde bir varsayım var: Gelecekte bizim kontrolümüzde olan boş bir zaman var. Biz de takvim ya da iki saat sonra unutulan sözler eşliğinde de bu boş zamanı planlıyoruz. Bu varsayım ile Stoa felsefesinin kapısını çalacak olsaydım, pijamalarıyla kapıyı açan Marcus Aurelius beni sözleriyle biraz bozardı:
Her şeyin değişimle gerçekleşmesini sürekli düşün; bütünün doğasının en sevdiği şeyin var olanları aniden değiştirip yerine yenisini yapmak olduğunu düşünmeye alış. Çünkü var olan her şey, kendisinden var olacak şeylerin tohumudur aynı zamanda. Sense tohumların sadece toprağa veya rahme bırakıldığını sanıyorsun, ama bu çok bayağı bir fikir.
Yani kontrol edebildiğimiz boş bir zamanımız olsa bile, değişim hiç bitmeyeceği için o boş zamanımızın akıbetini önceden bilemeyiz. Bazen kötü bir haber aldığımız halde işe gitmek zorunda kalırız; bazen profesörümüzün zaman sınırına uymak için sevdiklerimizi satıp evde ders çalışırız; bazen de sabah gözümüzde işler büyüdüğü için topyekûn Instagram’a teslim oluruz. Bazenler hiç bitmez. En nihayetinde zaman yönetimi bir yelpaze olsaydı, bu yelpazenin iki ekstrem ucu olurdu: zamanı kovalamak ya da zamandan kaçmak.
Zamanı kovalamak
Zamanı kovalarken geçen zamanın sürekli vicdan azabını yaşarız. Elimizden kaygan bir sabun gibi düştükçe duran zamanı yerden almaya çalışırız, tam aldık derken bu sefer biraz sıkıca kavrarız ve tekrar elimizden kaçar. Yapmamız gerektiğini düşündüğümüz bir işe ayırmadığımız her saniye bize o işten fedakârlık etmişiz gibi gelir [1]. Hadi diyelim dünya toz pembe, tüm işleri sabahtan hallettik, sporumuzu yaptık, yoğunuz, terfi almamıza ya da ilk milyonumuzu kazanmamıza ramak kaldı. Peki ne pahasına? Zamanla sürekli bir yarış içinde, varlığımızı kendimize ya da bizim gibi kaçınılmaz şekilde ölecek insanlara kanıtlamak pahasına mı? Sürekli kaçan zamanın anksiyetesini yaşamak pahasına mı? Sevdiklerimizle beraberken sürekli bir sonraki işi düşünüp bacağımızı yarınlar yokmuşçasına stresten sallamak pahasına mı? Eğer yaptığımız işleri neden yaptığımızı ve nelerden fedakârlık ettiğimizi bilmezsek, zamanla yakalamaca oynamak, kontrol edilemeyeni kontrol etmeye çalıştığımız beyhude bir çaba olur. Sonuçta bir sonraki iş asla bitmeyecek. Marcus ile kapı önündeki sohbetime dönersem, çok yoğunum diye yakındığımda bana arkadaşından aldığı bir dersi anlatabilirdi:
Platoncu Aleksandros’tan birilerine sıklıkla veya mecbur kalmadan meşgul olduğumu söylememeyi veya mektupta yazmamayı ve bu davranış aracılığıyla sürekli olarak ömrümü birlikte geçirdiğim dostlarımı uygun olan bahanelerle başımdan savmamayı ve başımdan savuşturmak için ne gerekiyorsa onu söyleyen biri olmamayı öğrendim.
Zamandan kaçmak
Yelpazenin bu ucunda ise kaos var. Elimizde bol bol olmasına rağmen bir türlü kontrol edemediğimiz zaman var. Sabahları uyanıp sadece ruh halimize göre güne devam etmek var. Planların ve sorumluluğun yükünden korkup hiç kimseyle ya da hiçbir şeyle bir plan yapmamak var. Ne gariptir ki, zamanı kovalarken hissedilen anksiyete zamandan kaçarken de var. Bu defa her şeyi yapmaya çalışmaktan değil, bir şeyleri hiç zamanında yapamamaktan ve sürekli hayal kırıklığı yaşamaktan geliyor. Haliyle sevdiklerimizle beraberken yine ayağımızı sallıyoruz ama bu defa arkamızda bir dağ gibi birikmiş sorumluluklarımızın yükünü taşımanın verdiği stresten dolayı. Peki ne pahasına? Özgürlüğümüz mü? Hadi öyle diyelim, o zaman özgürlük hissi nasıl hissettirmeli? Sürekli hayattan geride kalıyormuş gibi mi? Sürekli ilgilenmemiz gereken ama unuttuğumuz bir iş varmış gibi mi? Belki de özgürlüğün tanımını eski ABD başkanı Eisenhower’ın dediği gibi tanımlamalıyız: Özgürlük, öz disiplin için bir fırsattır.
Peki, arası yok mu?
Var, bence çözüm tam da bu yelpazenin arasında, dengeyi bulmakta: Kontrol edilebilen zamanı elimizden geldiği kadar doğru planlamak, kontrol edilemeyeni sükûnetle kabul etmek ve değişime karşı uyum sağlamak. Herkesin hayatı, işi, zaman sistemi farklı. Aslında zaman yönetimi metotları üzerine detaylı ve bilimsel bir yazı planlıyorum ama bugün daha genel çerçeveden bir çözüm sunmak istiyorum.
Çözümün birinci kısmı takvim kullanmak. Hayatımız nasıl olursa olsun, basit bir takvim kaosu — ve onun yarattığı anksiyeteyi — azaltabilir. Özellikle her yeni bir iş çıktığında ya da etkinlik olduğunda alışkanlık olarak takvime sıcağı sıcağına yazmak (ve hatırlatıcı bir alarm eklemek), çok güvendiğimiz beynimiz tarafından defalarca hayal kırıklığına uğratılmaktan bizi alıkoyabilir.
İkincisi kısmı ise bilinmeyen olaylara uyum sağlamak için ve yine zamanla yaşadığımız yakalamaca oyununun yarattığı kaygıyı azaltmak için: revizyon ritüelleri planlamak. Eğer yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı düzenli olarak yeniden gözden geçirirsek, hayatımızdaki bitmek bilmeyen değişimlerle düzenli olarak yüzleşir, kontrolümüzde olmayan değişimlere ve zamana adapte oluruz. Bu revizyon günlük, haftalık, dönemlik ya da yıllık olabilir. Hayatımıza göre. Pür Dikkat kitabından aldığım bu fikir basit olabilir ama sistematik olarak yapıldığında zaman anksiyetemize iyi geleceğine inanıyorum. Somutlaştırmak adına, kendi hayatımda da kullandığım bu üç ritüelden kısaca bahsetmek istiyorum:
1- Günlük Kapanış Ritüeli
Her iş gününüzün sonunda o gün yaptığınız ve yapacağınız işlere bakın. Belki gün ortasında çocuğunuz hastalandı, belki de partnerinizle tartıştınız. Haliyle bazı işler yarım kaldı. O işleri, takviminizde Tetris oynar gibi başka uygun bir zamana koyun. Tek bir kural var: hiçbir yapılacak işi göz ardı etmeyin, “Bir ara yaparım ya.” demeyin. Cevap vermeniz gereken e-postaları dahi planlayın. Böylece beyninizde yarım kalan tüm kapıları kapatmış olacaksınız. Sonrasında zaman karşısında kazandığınız o kontrol kaygınızı azaltacak, gününüzün geri kalanının tadını çıkarmanızı; belki de dinlenmenizi sağlayacak. Eğer akşamları da telefonunuza bakmanız gerekiyorsa, bu defa sadece o telefon görüşmesine odaklanabilir, 3-4 dakikada yeni işinizi takvimde bir yere koyup yolunuza rahatça bakabilirsiniz.
2- Haftalık Revize Ritüeli
Yukarıda bahsettiğimin aynısını haftanıza da uygulayabilirsiniz. İş haftanızın başında ya da sonunda geçtiğiniz hafta yarım kalan işlerini başka haftalara atabilir, önceliklerinize ve değişen durumlarınıza göre önünüzdeki haftaya bir taslak plan oluşturabilirsiniz. Elbette bu plan da değişecek ama akşamları iş bitiminde zaten tekrar bakıyor olacaksınız.
3- Aylık/Dönemlik/Yıllık Revize Ritüeli
Yine aynı şeyler, bu defa daha uzun zaman çerçevesi içinde. Öğrenci ya da akademisyenseniz hayatınızı gün, hafta ve dönem olarak düşünebilirsiniz. Beyaz yakalıysanız finansal çeyreği ya da ekibinizin proje takvimini referans alabilirsiniz. Bu geniş zaman çerçevesindeki revizeleri sadece küçük işleri takip etmek için değil, uzun vadeli hedeflerinizi takip etmek için de kullanabilirsiniz. Böylece o ansızın gelen “Ulan bu sene bunu yapacaktım ama yıl bitti.” stresi ve hayal kırıklığının da bir nebze olsun önüne geçer, zamandan kaçmak ya da onu kovalamak zorunda kalmazsınız. Her ayın/dönemin/yılın sonunda ise yaptıklarınız ve yapmadıklarınızla yüzleşir, yeni stratejiler geliştirebilirsiniz. Elbet kaçınılmaz yoğunluklar ya da boşluklar olduğunda ise kontrolünüzü kaybetmemiş olur, zaman anksiyetenizi azaltmış olursunuz.
Sonsöz
Hepimizin kendine özgü hayatları, sorumlulukları ve koşulları var. Bugün önerdiğim şey, bazıları için fazla genellenmiş, bazıları içinse yetersiz kalmış olabilir. Ama bu genel ve basit strateji benim iç huzurumu arttırdı, belki sizinkine de iyi gelir. Nihayetinde bu revizyon noktalarını takviminize yerleştirmek bir sörf tahtası işlevi görebilir — yaklaşan değişim dalgalarına karşı durmanıza, onlara uyum sağlamanıza ve durmaksızın gelen o dalgalarla baş etmenizi sağlayabilir.
Saygılarımla,
Buğra
[1] Bu ucun en ekstrem noktalarında ise kronofobi var: zamanın geçmesinden sürekli kaygı duyma hali. Bu literatürde bir kaygı bozukluğu olarak geçiyor ve eğer sizde olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana görünmenizi tavsiye ederim.


Bu günki yazınızda tam olarak zamanı kaliteli kullanma adına kendimde duyduğum kaygılarla yüzleşme fırsatı buldum ve dolayısıyla hayatıma uyarlayabileceğim, bu konuda bana rehberlik yapabilecek yerinde bilgiler edindim. Kaleminize sağlık …🙏