Beş, dört, üç, iki, bir… Neredeyim şimdi?
Anın içinde olmak
Anın içinde olmak… Bir süredir kişisel gelişim camiasında sıklıkla duyduğumuz ifadelerden biri de bu. Günlük hayatın karmaşası, iç karartan haberler derken bu içinde olmamız gereken “an”, özellikle fiziksel emek isteyen bir iş yapmayanlarda toz oldu gitti. İletişime geçiyoruz, önümüzde ekranlarımız; okuma yapıyoruz, ekranlar aracılığı ile; rapor yazıyoruz, piksellerin eşliğinde; mola (!) veriyoruz, yine ekranlar… Gönül isterdi ki tam zamanlı bir asistanımız olsun, eski usul bir işimiz olsun, Pablo Escobar gibi Nokia telefonlar ve elçilerle işlerimizi yürütelim. Bilakis, bu devirde ekran süremizi azaltmak birçoğumuzun karşılayamayacağı bir lükse dönüştü.
Pekâlâ, biz ne zaman anın içinde olacağız? Ne zaman kısa bir mola vereceğiz? Ne zaman şimdilerde “mindfulness” diye geçen o bilinçli farkındalık hâline erişeceğiz? Ruh halimizin sakinleştiği, omuzlarımızın rahatlayıp yavaşça düştüğü, nefes alışverişimizin yavaşladığı, kasılan alnımızın ve istemsizce çattığımız kaşlarımızın rahatladığı, zihnimizin zindanından kaçtığımız o anları nasıl yakalayacağız?
Tabii ki de yılın belli bir vakti tatile çıktığımızda bir nebze olsun dertlerimizi arkamızda bırakabiliyoruz — olduğu kadar olmadığı kader diyelim —, lakin üç yüz altmış beş gün, elli iki hafta, sekiz bin yedi yüz altmış saatin kaçı bu tatillerde geçiyor? Tatillerde geçen saatlerin kaçında gerçekten rahatlayabiliyoruz? Soruları bir kenara bırakıyorum, bu hafta sizlerle istediğimiz her an yapabileceğimiz kısa bir meditatif egzersiz paylaşmak istiyorum: 5-4-3-2-1 egzersizi.
Bu teknik, endişe içinde zihnimizde sıkıştığımızda, endişeli bir ruh halinde olduğumuzda ya da sadece anın içinde olup fiziksel dünya ile kısa bir süreliğine de olsa etkileşim halinde olmamıza yardımcı olabilecek bir topraklama egzersizi, zira doğası gereği bizi anın içinde fırlatıp atmak — diğer bir deyişle elektriğimizi topraklamak (!) zorunda.
Önce her ne yapıyorsak kısaca bırakıyoruz. Belki bir konu aklımızı fazla yordu, belki birisi bizi sinirlendirecek bir şey söyledi, belki sınav anksiyetesi içindeyiz, belki de rahatlamamız gereken bir tatilde kendimizi kontrolümüzde olmayan konular üzerinde sürekli endişelenirken bulduk [1]. Önce görebildiğimiz beş nesneyi sesli olarak ya da aklımızdan söylüyoruz, bunların her birisine kısaca odaklanarak bakıyoruz: Sokağımızdaki güzel bir ağaç, beyaz bulutlar, odamızdaki bir nesne… Sonra dokunabildiğimiz dört nesneye odaklanıyoruz ve aynısını tekrarlıyoruz: Güneşin cildimizde yarattığı sıcak his, bilgisayarımızın klavyesi, kıyafetimizin dokusu… Sonra işitme duyumuza yöneliyor ve duyabildiğimiz üç sese odaklanıyoruz: yazıcının sesi, kuşların cıvıldaması, nefes alışverişimizin çıkardığı ses… Akabinde kokusunu alabildiğimiz iki kokuya odaklanıyoruz. Belki yağmur sonrası sokaklara yayılan nemin o yumuşak kokusu bizi bekliyor. Eğer bir koku bulamazsak sevdiğimiz bir kokuyu da hayal edebiliriz. En son olarak da tadabildiğimiz bir şeye odaklanıyoruz. Belirgin bir tat yoksa, lezzetli bir tada odaklanabiliriz. Mesela iftarda yemeyi planladığımız bir yemeğin tadı [2] …
İnsanların arasında kendi kendimize konuşmamız pek gerçekçi olmayabilir, zira ben de içimden uyguluyorum bu egzersizi. Görme duyusu dışındaki duyulara odaklanırken gözlerimizi kapatmak da yardımcı olacaktır. Egzersiz sırasında 5-4-3-2-1 şeklinde duyularımızı saymak da bir tercih. Son olarak, egzersiz esnasında bu hislerden sadece birkaçına odaklanmak da aynı etkiyi yaratabilir. Belki de bu egzersiz ile anın içinde olmanın ne kadar zor olduğunu, gün içerisinde sık sık zihnimizin içindeki dalgalara kapıldığımızı fark edecek, hafta sonunu ya da uzun bir tatili beklemeden küçük molalar verebileceğiz. En azından benim için böyle oldu, umuyorum ki sizler için de olur.
Saygılarımla,
Buğra
Kaynaklar & Dipnotlar
[1] Hemşire öğrencilerine yapılan bir deneyde bu egzersizi uygulayan öğrencilerin sınav anksiyetesinde azalma olduğu gözlemlenmiş. Lakin neden-sonuç ilişkisi dendiğinde akla gelen en önemli yöntem olan randomize kontrollü araştırma yöntemi burada kullanılmadığı için doğrudan bir neden-sonuç var diyemiyoruz. Ancak bu ikisi arasında bir korelasyon — diğer adıyla ilinti — olduğu aşikâr.
[2] En geç iftar saatine sahip Çanakkale’de dahi iftar saati geçti, bu örneği verirken gönlüm rahat…
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Yin ile yang: Anlam ve hazzın dengesi
Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak - V
Kitap Okumanın Psikolojisi - III

