Hayatın anlamını çözen bir soru
Haftalık bilgelik hapı - I
Tam da geçtiğimiz hafta hayatımızdaki anlamlı ya da anlamsız olabilen anlam arayışına odaklamıştım ki, üzerine bu hafta Tolstoy’un vefat etmeden önce yazdığı, Bilgelik Takvimi olarak da bilinen son kitabında aynı konuyla ilgili çok hoşuma giden — bilhassa kendi anlam anlayışımla da çoğunlukla örtüşen — bir yazısına denk geldim.
Tolstoy’un bu kitabı diğer kitaplarından çok daha farklı. Zira Tolstoy bu kitabında, içinde bulunduğu Rus toplumunu realistik bir şekilde portre eden bir romana yer vermekten ziyade hayatı boyunca biriktirdiği bilge fikirleri derliyor. Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceler adlı günlüğü gibi, Tolstoy da bu fikirleri en başta kendisi için topluyor aslında. 1906 yılında yayımladığı, akabindeki dört sene boyunca üç revizyondan geçirdiği bu — defterden hallice — kitabının ilk fikir tohumunu, tam yirmi iki yıl önce, 15 Mart 1884 sabahı günlüğüne yazdığı bir paragrafta kendisinden duyabiliriz:
Kendim için bir okuma çemberi oluşturmak zorundayım: Epiktetos, Marcus Aurelius, Lao-Tse, Buddha, Pascal, Yeni Ahit. Bu, tüm insanlar için de gerekli.
Vefat etmesine yakın, ağır hastalıklarla boğuştuğu yıllarda üzerine bir hayli emek harcadığı bu kitabını günlüğünde pek çok kez bahsettiğini, bu eseriyle bir nevi gurur duyduğunu da anlayabiliyoruz. Zira günlüğünde ve bazı mektuplarında, bu kitabı her gün okumanın onu ne kadar çok mutlu ettiğinden; yazdığı süre boyunca gazete veyahut dergi okumayı bıraktığından, bu sırada toplumun kültürel ve ahlaki olarak ne denli cehalet içinde olduğuna hayret ettiğinden bahsediyor. Toplumun bu cehaletine ise kalemiyle bir panzehir geliştirmeyi amaçlıyor:
… Dünyanın en bilge insanlarıyla her gün temas halinde olmaktan daha kıymetli ne vardır?
Kitabın formatı da dayanağı kadar basit ama etkili: Her güne bir sayfa uzunluğunda, hap niteliğinde bir fikir, bu fikir hakkında tarihteki düşünürlerden birkaç alıntı ve Tolstoy’un bu fikri kısaca kapatışı... Yani kitap tek seferde okumak için değil, her gün sadece bir sayfa okunması için tasarlanmış. Bu taktiği stoa felsefesini benimseyen başlıca düşünürlerde de görebiliriz: Epiktetos öğrencilerine her gün, o gün nezdinde düşünüp hayatlarında uygulamaya çalışmalarını istediği bir fikir verir; Marcus Aurelius günlüğünde her gün sadece bir ana fikir üzerinde durur. Bu sayede günün meşgaleleriyle dikkati dağılan zihin, o ana fikrin izini gün içinde kaybetmez, onunla oynar, onu bir güzel pişirir… Ve doğru zaman geldiğinde zihin bir bakmıştır ki o fikir sindirilmiş, kalbin, karakterin ve benliğin daimî bir parçası hâline gelmiştir.
Büyük düşünürlerin vakti zamanından beri uyguladığı bu taktik, bilgi ve piksel kirliliğinin hat safhaya ulaştığı günümüz dijital dünyasında, zihnimizin kaosuna panzehir olabilir. Yirmi birinci yüzyılın hızlı hayat akışında günlük fikirler bize fazla gelebilir [1]. Ben de bu maksatla bu hafta için hayatın anlamı üzerine Tolstoy’un 23 Kasım için seçtiği bir yazıyı sizlerle paylaşmak isterim [2]:
Hayatın anlamı sorusu, çözülemeyen zor bir problemdir. Aynı şekilde, “Tanrı bizi neden bu dünyaya gönderdi?” sorusu da böyledir. Ancak bir insan kendine “Ben ne yapmalıyım?” diye sorduğunda, hayatın anlamı çok basit hale gelir.
Hayatın her an yarıda kesilebilir; bu nedenle hayatının derin bir amacı, süresine bağlı olmayan bir anlamı olmalıdır.
Hayatının anlamını kavramadan yaşamak istiyorsan, bunun sadece tek bir yolu vardır: tütün, alkol ve uyuşturucuya bağımlı hale gelmek ve sürekli eğlence dünyasında yaşamak.
Bu dünya bir şaka değil, bir imtihan yeridir; daha iyi ve ebedi bir dünyaya giden bir duraktır. Amacımız, bu dünyayı hem bizimle birlikte yaşayanlar hem de bizden sonra gelecek olanlar için daha iyi ve daha neşeli bir yer haline getirmektir.
Ruhumuzun kemâle ermesi, hayatımızın amacıdır; bunun dışındaki her amaç, geçicidir.
Saygılarımla,
Buğra
Kaynaklar & Dipnotlar
[1] Bazı haftalar, bu tarz alıntıları “Haftalık bilgelik hapı - X” başlığı altında paylaşmayı planlıyorum.
[2] Rusça’dan İngilizceye çevirisinde, “ruhumuzun kemâle ermesi” gibi bir ifade değil, “ruhumuzun mükemmeliyeti” ifadesi geçiyor. En azından benim yorumladığım kadarıyla, bu “mükemmeliyet”e adil, dürüst veya cesaretli olmak gibi bir takım erdemlere ulaşarak yaklaşabiliriz ancak asla erişemeyiz. Bazı günler yalan söyleyip diğer günler iki yüzlü davranırız. Bu yüzden burada hayatın amacı mükemmele ulaşmak değil, bu yolda gösterdiğimiz çaba ve kendimizle verdiğimiz günlük mücadeleye — imtihana — devam etmek olabilir. Bence bu nedenledir ki, Tolstoy ve diğer büyük düşünürler her güne yalnızca bir fikir koymayı yeterli görmüşlerdir — zira bu yolculuk bir sürat koşusu değil, daha çok bir maratondur. Elbette herkesin yorumu kendine; fakat bizim kültürümüzde “mükemmel” ifadesinin böyle bir bağlamda kullanıldığına pek rastlamadığım için böyle bir edebi mizaca sahip çeviri tercihini uygun gördüm.
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Yin ile yang: Anlam ve hazzın dengesi
Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak - V
Kitap Okumanın Psikolojisi - III


🙏🏻