Aynaya baktım, erdemlerimi göremedim.
Haftalık bilgelik hapı - II
Geçtiğimiz hafta Tolstoy ve Epiktetos gibi düşünürlerin her güne hap niteliğinde bir felsefe, düşünce veyahut bazı gözlemlerle başladığını; gün içerisinde bu fikirleri kendi hayatlarına uyarlayarak içselleştirmeye çalıştıklarından bahsetmiştim.
Her gün bunu yapmak günümüz yaşam alışkanlıklarında zor olsa da haftalık bir fikri tartmak, ara ara uygulamaya çalışmak güzel olabiliyor. Bu hafta hem biraz yoğun olduğumdan hem de bu format hoşuma gittiğinden, sizlerle — ve kendimle — yine bir bilgelik hapı paylaşmak isterim.
Bu haftanın hapının sahibi Epiktetos. Kendisi ilk Stoa filozoflarından. Köle olarak doğup topal bırakılmasına rağmen erken yaşlarında gösterdiği keskin zekasıyla herkesin ilgisini çekmiş, nihayetindeyse serbest bırakılmış ve öğretmen olmuş birisi. Öğretilerini yazmayı reddetmesine rağmen sözlü derslerini bir öğrencisi kelimesi kelimesine kaydettiği için bugün bu bilgeliğe biz de ulaşabiliyoruz.
Acaba yanlış aynaya mı bakıyorum?
Asıl ilgimi çeken nokta ise bu derslerinde o kadar temel ve zamansız konulara değinmiş ki, o dönemdeki derslerini bugün sosyal medyaya veyahut günbegün yaşadığımız içsel ve dışsal mücadelelere uygulayabiliyoruz. Bu derslerinden biri de psikolojideki ayna benlik kavramı.
Bu kavrama göre bizim benlik algımız, kendimizi nasıl gördüğümüzden ziyade başkalarının bizi nasıl gördüğü ile şekillenir. Sosyal bir canlı olan bizler, önce başkaları tarafından nasıl algılandığımızı hayal ederiz, sonra diğer insanların bu benliğimizle ilgili düşündüğü yargıları aklımızda canlandırır, son adımda ise bu yargılara karşı duygusal ve bilişsel birtakım içselleştirmeler yaparız.
Her ne kadar Epiktetos’un döneminde bu kadar detaylı bir teori olmasa da insanın temel doğası günümüz insanıyla tamamen aynı. Zira insanların bize atfettiğini düşündüğümüz hislere göre yargı dağıtabiliyor, üstüne kendimizi başkalarıyla bu yargılar doğrultusunda kıyaslayabiliyoruz. Bu “başka insanlar”, eskiden yaşadığımız yerin yakınındaki nehrin karşı tarafında takılan yabancılardı belki ama günümüzde bu “başka” kavramı bambaşka boyutlara ulaştı. Özellikle sosyal medyanın manipüle edilebilir bir dijital ayna olduğu bu dönemde istesek de istemesek de kendimizi başkalarının gözünden görmeye çalışıyor, başka hayatlarla kendi hayatlarımızı kıyaslıyoruz. Nihayetinde biz de insanız ve fıtratımızın bir parçasında bu var. Doğamızı bilen Epiktetos ise bu haftanın bilgelik hapında başkalarının bize atfettiği erdemlerden ziyade kendi erdemlerimizi yaratmamız gerektiğini öğrencilerine — bizlere — öğütlüyor:
Başkalarının hayranlığına bel bağlama. Onda bir güç yoktur. Kişisel erdem, dış bir kaynaktan türetilemez. Ne kişisel ilişkilerinde bulunur ne de başkalarının sana olan ilgisinde. Hayatın bir gerçeğidir bu: Seni seven insanlar bile her zaman fikirlerine katılmayabilir, seni anlayamayabilir ya da senin heveslerini paylaşmayabilir. Büyü artık! Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü kimin umurunda! Kendi erdemini yarat.
Kişisel erdem, erdemli insanlarla olan ilişkilerimiz aracılığıyla kazanılamaz. Sana ait olan bir işin var. Hemen başla, elinden gelenin en iyisini yap ve seni izleyen kimse olup olmadığını kafana takma. Kendi işini yap, faydalı işlerle uğraş; bu çabaların başkalarının gözünde ne kadar saygı ya da hayranlık uyandırdığıyla ilgilenme.
“Başkasından geçen erdem” diye bir şey yoktur. Başkalarının başarıları ve meziyetleri onlara aittir. Aynı şekilde, sahip olduğun şeyler mükemmel olabilir ama bu, senin mükemmel olduğun anlamına gelmez.
Bir düşün: Gerçekte sana ait olan nedir? Karşına çıkan fikirleri, kaynakları ve fırsatları nasıl kullandığındır sana ait olan. Kitapların mı var? Oku onları. Onlardan öğren. Bilgeliklerini uygula. Uzmanlık bilgilerin mi var? Onları tüm gücünle, en iyi şekilde kullan. Aletlerin mi var? Çıkar ortaya ve bir şeyler inşa et ya da tamir et. İyi bir fikrin mi var? Peşinden git ve sonuna kadar takip et.
Sahip olduklarının –gerçekten senin olanların– en iyisini ortaya koy. Kendinle haklı bir şekilde gurur duyabilir, doğayla uyum içinde hareket ettiğinde ve gerçekten sana ait olanın ne olduğunu fark ettiğinde iç huzuruna kavuşabilirsin.
Saygılarımla,
Buğra
İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar
Yin ile yang: Anlam ve hazzın dengesi
Dijital Yaşamda Dijital Huzuru Bulmak - V
Kitap Okumanın Psikolojisi - III


Dışarının onayını arayan benlikler için epiktetos‘un öğütü zorlayıcı olsa gerek ama bu nazik hatırlatma için teşekkürler
Keşke hayatımıza uyarlayabilsek tüm bu örnek alınası bakış açısını…👌başkalarının bizimle ilgili ne düşündüğüne harcadığımız değerli zamanlarımızı kendimizi geliştirmeye harcasak ve bizi asıl mutlu edecek olanında bu gelişimle birlikte alacağımız haz olduğunun farkındalığını yaşasak ;ne güzel olurdu diye düşündüm bu yazınla beraber kendi adıma… kalemine sağlık …🙏